Evde 16. gün

Günaydın dostlar,

Yazımın başlığı on altıncı gün olsa da benim evde on yedinci günüm. Şöyle ki; hep bir gün önce olan biteni, duygularımı, duyumları yazmaktayım.Çünkü sabah yazmak benim için neredeyse GÜNAYDIN demek. İstanbul’da  yaşarken edindiğim alışkanlık. Bir yandan “mutfakpenceremden” adlı yemek tarifleri paylaştığım sayfalara yazarken bir yandan da her sabah bir sözcük üzerine kronometre tutarak sadece altı dakika yazıyordum. İşte bu konu da çok derin. Bu altı dakika virüsü Yazı Evi günlerimde bulaştı bana.İyi ki de bulaşmış. Keşke her virüs böyle olsa… O gün bugün aklıma bir sözcük takılmaya görsün, hemen hesabını görmem gerekiyor. İki bin on altı yazında Urla’daki evimizin bir bölümünü atölye haline getirir getirmez bu virüsü çevremdekilere de hızla bulaştırdım.Ah bir bilseniz bu virüs nelere kadir… Konu uzun dedim ya…(Meraklısına uzun uzun anlatılır)

Geleyim 16. günde Urla Kuşçular 59 numarada neler yaşadığımıza. Meğer günlerden pazarmış. Pazar mı? Ben hangi günde kalmışım acaba?

Sabah rutinlerimize artık evde egzersiz de eklendi. Eşimle birlikte uygun bir müzik eşliğinde en fazla on beş dakika :)) süren kültür fizik hareketleriyle bedenimize saygı göstermeye çalışıyoruz. Şanslıyız; burada bir bahçemiz var ve ilçe merkezinden uzaktayız ve yasakları delip dışarı çıkabiliyoruz. (Eşim o zalim yaş sınırının üzerinde. Ben mi… Beni bırakın da üç beş gün daha genç hissedeyim kendimi.)

Sabah 11.00 sularında kızım Burcu’nun davetiyle on iki kadın ekranda buluştuk ve ” FARKINDAYIM”  sözcüğü üzerine kalemi defterden ayırmadan 6 dakika boyunca yazdık. Ne geldiyse…  Kalemi özgür bırakınca neler yazıyor, tahmin edemiyor insan. Sonra bazıları okuyarak paylaştı, bazıları hüzünlendi paylaşmak istemedi. Saygı duyduk.Haftaya yine buluşuruz belki.

Sonraki zaman diliminde kitaplarımla baş başaydım. Biraz ondan biraz diğerinden, hatırları kalmasın…. Ursula K.Leguın/ Mülksüzler. Bugünlere gönderme durumundan değil, sadece sırada olduğundan elimde. Neredeyse dört haftadır ilk yüz sayfada debelenmekteyim. Bu kadar çok isim olmasaymış hızlıca okurdum elbette ama gel gelelim şu isimler yok mu…Ama tek kitap değil ki okumakta olduğum. Toni Morrison’ dan Sevilen, her okuduğumda yeniden keyif aldığım Leyla Erbil’den Kalan( haftaya Martı Kitap Kulübü Urla’da konuşacağız, sizi de bekleriz. Moderatörümüz Zeynep Braggiotti her zaman  olduğu gibi) Ferit Edgü ustadan yine yeniden ve tekrar Yazmak Eylemi, bir arkadaşımın önerisiyle tanıştığım genç yazar Şermin Yaşar’dan Gelirken Ekmek Al( akıcı bir dil ve sürükleyen öyküler)  okuma köşemde. Sevilen akıyor, öyküleri tadına vara vara okuyorum. Yazmak Eylemi keyifli bir ders kitabı, her okuduğumda başka bir şey dikkatimi çekiyor. Bunlarla kalmıyor tabii okuma işi. Önceden yazı derslerimiz için seçmiş olduğum öyküleri yeniden okumak ve online olarak sürdürmeye çalıştığımız guruplara paylaşmak da bu süreç içinde.Sırada çok kitap var ama ilk gün de dediğim gibi …. günlerinde zaman daha az efendim.

ÇIN ÇIN ÇIN… Saat 15.30. Zoom başlıyor. Bu kez ailemizin kadınları ile buluşacaktık. Acele bir kazak değiştirirsin, boynuna bir eşarp, geç kaldım ya makyaj filan yok. Kardeşim ve kızları, ben ve kızlarım altı hatun toplaştık. Özlem giderildi desem yalan olur. O hala duruyor yerinde. Kardeşim ve ben aynı bahçedeyiz ama kızlar ve “Ama en az biz konuştuk, hep biz konuşalım, ben de herkesi özledim” diyen bir beş yaş ergeni Melisçik. İzmir İstanbul arası daha böyle çook buluşacağız gibi görünüyor.

Sonra yine okumak ve derken akşam oluverdi Yemeğimiz yoktu hazırda.Açtım buzdolabını geçtim karşısına.

Söyle bana kıymetlim sende ne var bu akşama?

Al sana koca bir kereviz ne yaparsan yap, birkaç sap da pırasa. 

Daha ne isterim ki; kerevizi büyüktü. Bir patates biraz da pırasa hepsini robotla incecik rendeledim. Tavama sadeyağ ve zeytinyağı koyduktan sonra bu sebze karışımını kaşıkla iyice yayarak börek gibi alt üst kızartarak pişirdim. Servisten önce üzerine kaşar rendeleyince yemek hazır oldu. Yanında pancar salatası ve öğlenden kalma çorba. Yetti de artmadı tabi.😜 Duydum efendim duydum fotoğraflarıyla paylaşırım bu yemeği. Belki mutfakpenceremden.com da vardır bile.

Günü İskoçya Kraliçesi Mary ile kapattık. Tarihin acımasızlığı uykumuzu kaçırmaya yetti.

Kalın sağlıcakla. Yarın buluşuruz.

Reklam

Evde 15.gün

Adı lazım değilden öncesinden söz etmeden gelemiyorum bugüne yani evdeki 15. güne. Yazacağım yazmasına da kulağımda Burcu’nun bu sabah paylaştığı o hüzünlü olduğu kadar içimi ılıtan ezgiler.Kendimi biraz onlara bıraksam olmaz mı; acelem var mı yazmaya, acelem var mı herhangi bir şeye…Acelem var mı yaşamaya… Günlerdir sorduğum bu soruya cevap bulmaya… Hiç bir şeyin cevabının tutmadığı şu sıra cevap aramak da saçma değil mi…

Glutensiz beslenmekteyiz ailecek uzun zamandır.Mutfağımın tadı tuzu glutenmiş meğer desem, yok demesem. Sağlığa açılan pencere desem ve mutfakpenceremden böyle baksam.Reklam böyle yapılıyor.mutfakpenceremden.com benim mutfağıma açılan penceredir. Glutensizlikten sonra tarif verirken zorlandığım perdelerini bazen sıkıca kapattığım... Lafı dolandırmasana , demenizi bekliyorum ama ne yapayım gelmiyor sözcükler bir türlü. Evet ekmeğini ekşi mayasıyla üreten bir de bunu öğretmeye çalışan ben artık gluteni olmayan tahıllarla ekmek yapmaya çabalıyorken karşıma muhteşem bir kadın çıktı.Eski tamirhane  binasında tanıştım kendisiyle. Yıllar sonra ekmeğimi hazır almaya başladı. Meğer ne çok zamanımı veriyormuşum ekmeğimize. Anladım… Dün akşamüzeri kapımızdaydı sevgili Müge Hanım elinde ekmeklerimiz. Tabii maskesi be gözümün önünde değiştirdiği eldivenleriyle. Mahzundu, yeni malzeme tedarik edememekten endişeliydi. Biz de öyle… Eve girdim ilk işim eşime bundan sonra ekmeği daha az tüketmesini tembihlemek oldu.Hatta çoktur sağlık için sadece iki öğün beslenenelere ayak uydursak ya dedim. Daha az yesek:)) Yani ben daha az mutfakta kalsam:)) Süt şişesini gösterdi kendileri ; hani muhallebi pişirecektin

Okumak her boş bulduğum anda kitaplarıma gömülmekken derdim, şu iki haftada okuyabildiğim sayfa sayısı çok az. Ciddi kitaplara kendimi veremezken hafif olanları elime alınca da garip bir duygu gelip yüreğime yerleşiyor. Kalkıp klavyenin başına geçiyorum. Hangi hastanenin  ne ihtiyacı var nereye nasıl merhem oluruz. Guruplarımızı uyaralım derken zaman denen zalim akıp gidiyor. Televizyonun sesini duymak bile istemiyorum. Duymak deyince evet bu benim duygusal isteğim değil sadece. Hiç bir sağlıksal neden olmaksızın sağ kulağım duymamakta direniyor. Ne zamandan beri? Tam tamına yirmi gündür. Bunu bir kez daha yaşamıştım. Tam üç ay tek kulak gezmiştim. Meğer duymak istemeyince haber veriyormuş organlar. Yine o durumdayım. Aman, diyorum duymama duygumu frenleyeyim, yoksa Alimallah ya diğeri de greve giderse…

İşte böyle dostlarım, durumumu tekrar sayfalarıma dönerek değiştirmeye karar verdim.Yazılarımın da yönünü değiştirip daha az sıkıntılı olmaya niyetliyim.

Az sonra şehirler arası aile buluşmamız var. Tabii ki zoom ile.

Kalın sevgi ve sağlıcakla…