42. Gün/ Ah zaman vah zaman!

Günaydınlar, demektense aydınlık günler olsun desem ya…Bazen kendimi de düzeltme ihtiyacı hissediyorum. Birden kulağıma hoş gelmeyebiliyor yazdığım sözcükler. Evet efendim, zaman demiştim. Kırk gün önce ne yazmıştık, bol bol zamanımız var her şeye dememiş miydim. Nerdeeeee!

Yetmiyor efendim.. Yetmiyor! Arkadaşlarımızın canlı ınstagram sohbetlerini kaçırmamak, kendi atölyelerimizi proglamlayıp uygulamak, yeni atölyelere katılmak, meditasyon davetlerindeki patlamaya ayak uydurmaya çalışmak, yemek, temizlik ( yanlış anlaşılmasın hepsinden ayrı keyif alıyorum) derken biz her şeye nasıl zaman buluyorduk önceden diye düşünür oldum. Bir de durmadan günlük yazıp başınızı şişirdiğimi düşünüyorum. Sanırım bundan sonra yine sabah yazıları yazacağım ama günlük tutmak yerine içimden geçenlerden söz edeceğim.

Beni ve yazı arkadaşlarımdan paylaştıklarımı zaman bulursanız takip ediniz efendim.

Sevgiyle kalın.

 

 

Reklam

40.Gün/ Kırkım çıktı

Günaydınlar,

Günlük tutmaya dönüşümün kırkı çıktı dün. Evde kalma hikayemizin kırk altıncı günüydü. Şükrederek geçen günler, haftalar ; baharı doya doya yaşayamasak da yazı yaşama umuduyla.

Derin temizlik, çamaşır ardından bahçe işleri. Domates ve patlıcan fidelerinin çoğu bin bir bereket duasıyla toprakla buluştu nihayet. İlk başta biraz boyun bükecekler; ana kucağından bir başka ana kucağına yolculuk yaptılar, kolay değil. Biraz sarsılacak, sonra güçlenerek büyüyecekler. Zehirsiz, kimyasalsız toprağımızda onları hastalanmadan sağlıklı meyveler verebilmeleri için bize epey görev düşüyor. Zararlı böcekler için ev ilaçları hazırlıyoruz. Bunlar ne bitkiye ne doğaya zarar veren mutfak kökenli ilaçlar. Kırmızı biberden soğana, soğandan arap sabununa ve ısırgan otuna daha  birçok malzemeyle yapılan ev ilaçları. Bunları uygulamak için dört yıldır öğreniyoruz.Yonca ekili bahçemizi geçen yaz yabancı otlara teslim ettik ot ilacı yapmamak için. Yabancı ot yolmaktan ellerimizde derman kalmayınca bu yıl  savaşmak yerine biraz kendi haline bırakmayı deneyeceğiz. Yoncalarımız çiçekte neredeyse tohum atacaklar. Tavuklar ve kardeşimin tek kedisi çekirge ve böcek avındalar. Deniyoruz,  tecrübeli dostlardan öğrendiklerimizi uyguluyoruz. Dün yine ökseler hazırlandı, eski cd ler kurdelelerle meyve ağaçlarının dallarına bağlandı. Onlar meyvelerin ve fidelerin zarar görmesini kuşları uzaklaştırarak engelliyor.

Gün boyu internetimizin olmaması epey can sıkarken akşam saatlerinde İstanbul’daki çok sevgili arkadaşlarımızla sürpriz bir zoom görüşmesi yapabilmemiz yüzümüzü güldürdü.

Bakalım 41. günümüz nelere gebe. İyilikler diliyorum herkese.

Sevgiyle…

31.Gün “Zoom”

Günaydın,

Zoom, evet benim hayatıma …… günleriyle giren “zoom” Bir süre ücretsiz kullnıyorsunuz, sonra bunu iş olarak kullanmaya başlayınca ikide bir yaşanan kesintiler rahatsız etmeye başlıyor. Tabii ki ücret öderseniz uzun süre kullanabiliyorsunuz. Hani artık bu gibi şeylerden huzursuz olmayacak, olduğu gibi kabul edip yoluma gidecektim ya. Olmadı şeytan dürttü bir kere. Bir ay için satın alayım dedim. Aldım. Hiç değilse derslerimizi kesintisiz yaparız diye. Ama gel gör ki kesinti devam. Yazdık, yazıştık sonuç alamadık. Kabahati kimde arayacağız… Neyse efendim kabahat bendeymiş. İlk kaydolduğum mailden değil de Zooma ödeme yaparken kullandığım mail adresiyle girersem o zaman sıkıntı olmuyormuş. İki haftamın gittiğine mi yanayım bunu anlayabilmek için kızları ve de onların da dostlarını devreye sokmam gerektiğine mi… Teknolojiyi kullan kurallarını bilme! Olacak iş değil. Neyse sonunda kesintisiz bir ders olduğu için mutluyum.

Bu arada o kadar özlemişiz ki dostları canlı canlı görmeyi; her hangi bir şey için bahçe kapısını çalanı bahçeye buyur ediyoruz. Mesafe korumak şartıyla açık alanda buluşmalar başlayacak gibi. Bunu da bahçemize ve iyice ısınan havaya borçluyuz.

Hoş kalınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

24.Gün

Günümüz aydın olsun dostlarım.

Dostlarım, arkadaşlarım, atölye katılımcılarım ile en son 11 Mart Çarşamba günü Kitap ile Sohbet Urla toplantımızda bir araya gelmiştik. Martı Kitap Kulübü kurucusu Yasemin Sungur’un da konuğumuz olacağını duyan herkes bizim bodruma doluşmuşlardı. Saymadım ama masa başına sığamamış sandalye koltuk ne varsa oturmuştuk. Dip dibe hatta. İşte o akşam ilan edildi ülkemizdeki ilk vak’a ve ardından  yasaklar yavaş yavaş gelmeye başladı. O günden sonra herkes biraz tedirgin olmuş, keşke bilseydik de sosyal mesafeyi korusaydık demiş olabilir. Çok şükür, evet çok şükür ki bildiğimiz kadar o gün gelenlerin hepsi sağlıklı. Bir gün öncesinde de Karantina Adası gezimiz vardı ve yirmi kişinin üzerinde bir araya gelip saatler geçirmiştik.  Uzunca bir süre için “hoşça kalın” demişiz meğer. Bu günlerin hızlıca akıp geçmesini dileyelim birlikte.

Dündeyim şimdi; Bu kez yazı gurubuyla evde buluştuk. Telaşa gerek yok tabii zoom. Kuşçular59 arkadaşlarımla yazdık, paylaştık, sohbet ettik. Derken bir fotoğraf takıldı gözüme telefonumdan; biz atölyelerimizde fotoğraf üzerine de yazarız efendim. Fotoğraf bir bebeğe aitti.Onu arkadaşlarıma gönderdim ve haydi yazalım bu bebek bize ne diyor dedim. Yazdık. Sonra sordular bu bebek kimin bebeği,nasıl geldi karşımıza? Hikayesi uzundu, pek anlatamadım. Ama Burcu kızım anlatmış meğer; dünkü çalışmamızdan habersizce, sızmış beynimin içlerine, okumuş ne varsa… O yazıya ulaşmak isterseniz Burcu Ertunç https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10163187335065175&id=580910174?sfnsn=scwspmo&extid=IF7uEsTTBKLghKXp  ve (instgr  aliyeburcuertunç)

Dünden bugüne geçtiğimde gözyaşlarım duramadı. Özlemi doldurdu içimi kızlarımın, Gülsüm’ün Toplu ailesinin ve de sevgili Cengiz Tünay eliyle ailemize katılan bir diğer kızımız Çiğdem’in. ( Onun hikayesi de bir başka güne)

Ruhum bırak yeter bugünlük diyor. Başka yazacak ne var ki, diziler, yemekler, meditasyona ısınmalar vs  vs…..

Sağlıkla sevgiyle kalınız.

22. Gün / yazı 9

Günaydın demeye geç kaldım bugün. Bugünden düne kısaca bir bakış yapalım ve azıcık ruh halimden söz edeyim isterim.

Yağmur vardı dün de bugün de devam ediyor. Toprak için muhteşem. Efendim, dün temizlik günümdü. Eşimle birlikte giriştik sabahtan. Kıtalar arası zoom planlanmasaydı çıkamayacaktık sanırım. Yardımsız altından kalkarız sandık ama, ıııh.  Ne yapalım olduğu kadar artık. Bir yandan bir gün önceden gelen ve balkonda bekletilen erzağın sterilize edilerek içeri alınması ve yerleştirilmesi, bunlar hayatımıza katılan yeni işler, diğer yandan aman egzersizlerimi kaçırmayayım, aman gelen mesajlara cevap vereyim. Neyse bu arada nasıl olduysa sıradaki kitaplardan ” T.Morrison/ Sevilen” okunup raflara geri döndü. Farklı işlenmiş bir konu ama insanı içine alıyor. Biraz ürkütücü olduğunu eklemeliyim. 8 Nisan Çarşamba Leyla Erbil’ in Kalan romanını konuşacağız Martı Kitap Urla’da. Şu kadını pek seviyorum nedense. Yaşasaydı keşke, gidip elini öpmek isterdim. En çok da özgürce yazmış olmasını ve o inanılmaz bilinç akışı tekniğini seviyorum. Bırak gitsin, kaygusuzca yaz. Ödül derdinde olma. Ne diyordum; Kalan romanını bir kez daha gözden geçirip almış olduğum notlara yenilerini de ekledikten sonra onu da masamda çarşambaya kadar dinlenmeye aldım.

Bugün günlerden pazar. Tatil olmalı bazılarına. Bazılarına hiç dur durak yok bu ara. Doktorlarımızı ve hastane çalışanlarının tümü dün gece rüyamdaydılar. Dün akşam dünya için topluca aynı saatte yapılan bir meditasyona katılmıştım. Sanırım o esnada gözümün önüne gelenlerden etkilenmişim. Dünya avuçlarımın içindeydi ve üzerinde beyaz önlüklü sayısız insan vardı irili ufaklı kadınlı erkekli. Atom karınca gibiydiler. Sabaha dek onlarla uğraştım. Yine onları ve kim bilir fark edemediğimiz ne gibi ihtiyaçları olabileceğini düşündüm durdum. Belki duymuşsunuzdur; İhtiyaç Haritası diye bir oluşum var. Ne çok düşünüyor, ne çok şeye vesile oluyorlar. http://www.ihtiyacharitası.org

Bugünlük bu kadar dostlarım. Kalın sağlıcakla.