Onunla

4 Haziran 2018

6dk saçmalama hakkı yazılarından

Onunla çıktım yola bir kere. Yarı yolda bırakıp dönemem ki. Oysa ne çok konuşuyor; anlatıyor da anlatıyor. Anası buna doğarken” Konuş kızım dilin durmasın hep konuş!”Demiş. Soy isimleriyse, Susmuşoğlu.

Of, içim bayıldı. Kaçıncı kez dinliyorum kim bilir şunun huysuz geliniyle ipsiz sapsız damadının hikayelerini. Ruhum çekiliyor. Anacığım, bence gelin senin çenene iyi dayanıyor.Boyu uzadı garibimin çekiştirilmekten. Damadı bilemem ama bilmek de istemem. Ne malum iç yüzü adamcağızın. Hem direksiyon hem çene hem de sağa sola laf yetiştiriyor.

Of, of ne desem de arabadan şuracıkta atlayıversem?

Araba tuttu… Olmaz, duralım dinlen der, üstelik onun araba tutma hikayeleri de bitmez.

Susadım, acıktım, çişim var, hiç olmaz. Yol uzar, laf uzar. Başka zaman olsa rahat vermeyen telefonuma ne oldu. Tam sık sık çalması gerekirken. Gözlerim, gözlerimi kapasam. Dalmışım, derim.

” Kız Nermin, aşk olsun, iki saattir ben kiminle konuşuyorum… Yoksa sen dün gece uyuyamadın mı? Bak benim de geçenlerde bir uykum kaçtıydı…”

Onunla çıkmıştım yola, kaçış yoktu. Gözlerimi kapasam da kulaklarım açıktı. Bir daha …

 

 

ÇOK

6 Haziran 2018,  Sen de yaz 6 dk. saçmalama yazılarından

Çok düşünme!

Hemen Yaz!

Çok bekleme!

Çok yeme, çok içme!

Çok hesaplama!

Bir an önce ye kalk!

Çok didinme!

Çok pişirme!

Çok yıkama!

Hiiiç ütüleme!

Karpuz ol, yan gel yat! Doğru hatırladım mı bilmiyorum. Benim hatırladığım bana öğütlenenler; Çok çalış, çok kazan!

Çok oku, çok bil!

Çok bilmezsek ne olur? Hiç bir şey. Belki daha çok mutlu oluruz.

Çok bilmezsek çok düşünmeyiz. Çok düşünmezsek az hatırlarız.

Az hatırlarsak ne olur? İşte burada az dur!

Hatırlama, hatırlamama konusuna girersek yazının yönü değişir. Keyif alacağım derken hüzün basar. Yazı uzar, zaman dolar. İyisi mi çok derinlere dalmamalı. Yazıyı burada noktalamalı.

 

 

Uyandım

UYANDIM

Nasıl bir aymazlıksa o kadar geç uyandım ki, bazı şeylere , naylon sevinçlerin yalancı dünyasında meğer  ne kadar boş vakit harcamışım, görmemişim, aslında ne kadar küçük şeylerle mutlu olunabileceğini, duymamışım küçücük bir kuşun çığlığındaki melodinin dünyanın en güzel konçertosu  olduğunu.

Rüksan

Ekim 2017  2 dakikalık yazı

Zaman

Zaman/ 6 dakika /10.11.2013/Yazı evi
Bizim zamanımızda kızlar şöyle yapar, böyle yapmazdı. Söz verilmeden konuşulmaz, büyüklere saygı gösterilirdi. Di, dı, di, dı. Mış, miş. Zaman o zamanmış. Ama anneannem hep kendi zamanından söz ederdi. Ben de hep ondan anneannemden söz ediyorum da neden diye soranınız yok. Neden biliyor musunuz? Çünkü sözünü edecek gerçek bir babaannem yok da ondan. Hoş ben babaanne yokluğu da bilmedim ya. Bana yalancıktan bir babaanne bulmuş büyüklerim. Saflığıma bakın ki taaa on üç on dördüme, yalancı babaannem öldüğü güne kadar onu sahici babaanne bilmişim. Ya çok safmışım ya da o bembeyaz beline kadar örgülü saçlı yaşlı kadıncağızı gerçekten çok ama çok sevmişim. Masallarını dinleyerek büyüdüğüm bu kadını öylece kabullenmişim. Gerçek babaannem beni göremediği gibi babamı da on dördünde öksüz bırakmış. Göbek adımı onun adını koymuşlar. Ama ben bunu da yıllar sonra öğrenmişim. Nereden nereye geldik. Hazır kalemim kendini akışa bırakmışken saçmalayacaktım, zaman izin vermedi. Altı dakika bitti.

Gidecek

2013 Yazı Evi 6 dakika

Süslenmiş, püslenmiş; en kırmızı rujunu sürünmüş, en afilli ayakkabılarını bulmuş ayağına geçirmiş, yabanlık elbisesi üzerinde ayakkabılarının takımı çantası elinde kapıdan çıkmaya hazırdı. Anahtarlarını, gözlüklerini ve cüzdanını bir kez daha kontrol etti. Her şey yerli yerindeydi de bir de nereye gideceğini hatırlasaydı… Of! Bir şeyleri unutalı hayli zaman oluyordu. Hatırlamayalı, düşünmeyeli, düşünmek istemeyeli de. Bütün bu gereksiz şeylerden vazgeçeli. Gidecekti. Gidecek, uzaklaşacaktı güvenli denen bu evden. Hele bir hatırlasaydı, hele bir sokağa çıkabilse, hemen gidecekti. Sokaklar güvensizmiş. Haydi canım… Döndü aynaya baktı; nereye gideceğini hatırlasaydı keşke. Gidecek nereleri vardı acaba. Büfenin gözünden yıllardır geçmişini önüne koyup kaldıran tozlu fotoğraf albümünü aldı masanın başına oturdu. Belki işe yarar diye sayfaları en baştan çevirmeye başladı. Az sonra sessiz evin kapısında bir anahtar döndü, kapı açıldı. Onu doktora götürmeye gelen kızını duymadı bile; uyuya kalmıştı.

Çorba

ÇORBA
Haziran 2015
Hava hiç soğuk değil. Yine de onu özledim; kavrulurken evimin her köşesine yayılan kokusunu özledim. Bu öyle bir kokudur ki, burun deliklerimle temas ettiği andan itibaren bütün duyularımı esir alır. Heyecanlanırım. Önce şehriyenin, sonra unun pembeleşirken et suyuyla buluşmasını, ağır ağır kaynayıp kremamsı bir hale gelmesini beklerken saniyeleri sayarım. Bir an önce kıvamını almalı ki, tereyağını ekleyip çorbamı taçlandırayım. Biraz tuz, biraz da karabiber. Ooooh! Miss… Şölen kaşığın dudaklarıma değmesiyle başlar; çorbanın ağzımın içini doldurmasıyla boğazımdan aşağıya ılık ılık akması bir olur. Tutabilsem ağzımda, tadına doya doya varabilsem, keşke. Damağım da dilim de mutlu olsa midem kadar. Kaşık kaşığı kovalarken, boğazımda bir rahatlama, içimde bir gevşeme başlar. Zihnim taa gerilere, kayınvalidemin un çorbası pişirmeyi öğrettiği günlere gider.
Sevgiyle anarım onu.
Sonra kâselerimiz boşalır, kocamla bakışırız. Birer tabak daha içsek mi?

Umut

Umut EZO’nun babası. Ezo, dünya tatlısı cin mi cin bir kız.Gözü kara. Gözü kara da gözleri… Kız Ezo gel de gözlerine dikkatle bakayım. Kız senin gözlerin ne renk sahiden? Ezo, cesur, korkusuz… Umut Ezo’nun babası. Umut her eve lazım.Umut boş bir kâse, içine ne koyarsak onu almaya hazır bir kâse; somut, soyut her şeyi alıyor, reddetmiyor geleni. Yüklendikçe yükleniyor, dolup taşıyor.Sonra kimininki dolu geri geliyor kimininki boş. Piyango biletleri gibi. Sahi şu biletlere yüklenen umuda ne demeli. Hayal kurmayı tetikleyen ne müthiş bir şey şu şans oyunları. Çok fazla hayal kuruyor kızınız demişti yuvaya giderken Fatoş öğretmen Başak için. Ben de öyleyimdir; boşa doluya hayal kurarım. Umut beslerim. Umut beslenir mi? Beslenir ya. Umut Ezo’nun babası, Figen’in kocası. Kalk Figen umudunu besle. Besle ki o da siziz besleyebilsin. Saçmaladın der gibisiniz. Haydi o zaman siz de biraz saçmalayın. İyi geliyor umutların azaldığı şu günlerde bana saçmalamak.Altı dakikayı dolduramayacağım bu sabah.

Keşke

1.06.2014

Mevsimlerden hep bahar. Geceler gündüze hep yenik. Ne ıslatan yağmura küserim, ne yakan güneşe sitemim. Rüzgar hem , serinletir hem enerjimizi üretir. Şeftali meyveye durmuş, kiraz kulağa küpe olmuş. Dut toplamaya gidelim, incire az sabredelim. Kuyumuz su dolu, kilerimiz  erzak. Marullar çıtır çıtır, kopart beni diyor. Domates al al olmuş, hiç ilaç değmemiş tenine.  Kahvaltı soframız hep açık. Zeytin kara kara, boyasız. Süt Sarıkız’dan,  yoğurt , peynir ev yapımı. Çilek reçeli tane tane. Tereyağı, kaymak, yanına yakışmış halis bal. Ev ekmeği fırında, kokusu burnumuzda, misss. Konukların keyfi yerinde. Sohbet koyu. Kuş cıvıltıları her yerde. Arılar vızz zızz. Gelen çok, giden pek yok. Duvar yok, sınır yok bahçede. Komşuluk çok. Kavga neymiş, hırs neymiş unutmuşuz. Neyimiz varsa ortada. Bugün ben sana yarın sen bana.

Barış var ülkemde, başbakan hönkürmüyor, polis gaz sıkmıyor, çocuklar ölmüyor.

Zaman çok, kovalayan yok. Kitabım ikinci baskısında, sevincim tavanda.

Öğle uykusundayım hamakta.

Keşke bütün bunlar rüya olmasa.

Teşekkür

Arşivden

Kapıyı çaldığımda açacak biri olduğunda,

İçeriden mis gibi kahve kokusu geldiğinde,

Çıplak ayaklarımla yerlere basa basa yürüdüğümde,

Simidimin yanına biraz peynir bir bardak demli çay koyduğumda,

Unla suyu buluşturup dünyayı doyuracağımı sandığımda,

Telefonun diğer ucunda sevdiklerimin sesini duyduğumda,

Yataktan kalkarken gözüm kapalı terliklerimi bulduğumda,

Aynaya bakıp kendime gülümseyebildiğimde,

Bir sofra etrafında buluştuğumuzda,

Kapıyı açıp eşimi karşıladığımda, dudağıma konan bir öpücüğe

Ve her nefes aldığımda bir yenisine teşekkür ederim.

Otobüs

Yazı çemberi 6 dakika yazılarından, 21.05.2013

Tanıştığımızda henüz küçücük bir çocuktum otobüslerle. O günlerden kalma bir alışkanlığım vardır. Eğer boş yer bulup oturabildiysem çevremdekileri gözlemeyi, her biri hakkında hayat hikayeleri kurgulamayı severim otobüslerde.

Tanışmamızın üzerinden neredeyse yarım asır geçti. Her şey gibi onlar da değişti elbet. Şöförlerin  vites değiştirmesiyle homur homur homurdanan, her frene bastığında içindekileri yerlerinden fırlatanlar gitti, yepyeni teknolojilerle donatılmış, ineceğiniz durağı ekranda görebildiğiniz, hatta konuşan otobüsler  geldi.

Sarımsak kokusunun acı ter kokusuyla karıştığı bedenler, ciyak feryat ağlayan bir türlü susturulamayan bebeler, eğe kurdu gibi anasını babasını istekleriyle oyan mızmız çocuklar, işe güce yetişmeye çalışanlar, ben oturayım da gerisi önemli değil deyip itiş kakış yapıp etrafını  hiçe sayanlar ve kalabalığı fırsat bilen nice kötü emelliler. Bunlar hiç mi hiç değişmediler. Üstelik bir de bunlara yol boyunca bağıra çağıra ceplerinde durması gerekirken ellerinde duran telefonlarıyla konuşanlar eklendi. Artık otobüslerde yemek tarifinden tutun da evlilikler, boşanmalar, kaynana gelin dedikoduları ve hayata dair ne varsa hepsi konuşuluyor.

İşte bu yüzden en büyük değişiklik benim durumumda oldu. Çocukluğumdan beri içimi saran o merak duygusu o yaşam kurgulama, hayal kurma dürtüsü  maalesef cep telefonlarıyla son buldu.