2025’e Merhaba Derken …

Yine Aralık ayı, yine bir telaş, yine heyecan, yine içimde kocaman bir sevinç …

“ESKİYİ UĞURLAYALIM, YENİYİ KARŞILAYALIM” etkinliğim nedeniyledir bu heyecan.

Sekiz yıl önce Urla’ya göç ederek değiştirdiğimiz hayatımızda bizi sarıp sarmalayan her gün çoğalmakta olan dostlarımızı ve yıllar içinde kalabalıklaşan Atölyekuşçular59′un katılımcılarını yeniden bir araya getirmek nedeniyledir bu telaş.

Onları en iyi şekilde ağırlamaya hazırlanmak içindir bu koşuşturma.

Her yıl alışılagelene yeni sürprizler ekleyebilmek içindir bu heyecan..

Çağrılarıma aldığım olumlu geri bildirimler yüzündendir bu sevinç

Şimdi uzun lafı bir kenara bırakayım ve 26Aralık 2024 gününü birkaç fotoğraf eşliğinde sizlere anlatayım. Yukarıdaki ilk fotoğraf henüz herkes gelmeden çekildi. Oysa birazdan otuz kişi olacağız. Az sonra gelenlerin katkılarıyla da masamız dolacak, taşacak yeni bir masa açacağız Soframız bereketlenecek. Bereket paylaşılacak. Çünkü paylaşmak gibisi yok…

Konukların gelişi birbirini henüz tanımamış olanların tanışması, ne var ne çok faslından sonra atölyeye geçildi. Evet, mekanımız çok büyük değildi ama kimse “ay çok sıkıştık”, “bana tabure kalmış”, “ben köşede oturmak istemem” demedi. Ancak yazı atölyemin gediklileri yan yana oturabilmek için bayağı çaba gösterdiler:)) Görüldüğü gibi günün akışını anlatabilmek ve yönlendirme yapabilmek için ben bir bar taburesinin üzerindeyim.

Süreç başlıyor, arkadaşlarımız , bir yıl sonra bugün ellerine geçecek kendi kendilerine yazdıkları mektupları yazıyorlar. Mektuplar zarflara konuyor üzerlerine isimler yazılıyor ve atölyemizin gizli bir çekmecesine giriyorlar Orada 2025’e veda edene kadar uslu uslu saklanacaklar.

Kağıttan kayıklar yapıyor kayıkların içine bütüne ve birliğe, doğaya, ailelerimize dair tüm iyi dileklerimizi yazıyoruz. Kayıklarımızı ilk fırsatta denize suyun büyük enerjisine bırakacağız.

Sıra durulup içimize dönmekte ; Atölyeye kısa süre için de olsa büyük bir sessizlik hakim oluyor. Sevgili masal anlatıcımız Duygu Kıvırcık bizi meditasyona davet ediyor. Sonra yine sevgili Duygu’nun yumuşacık sesinden çok anlamlı bir masal dinliyoruz.

Seç bakalım; Şans sepetimizin içinde renkli kağıtlara yazılmış ve katlanmış şans kağıtçıkları var. Kimse içinde ne yazdığını bilmiyor Ancak çektiğini beğenenler, tam bana uygun diyenler de var, yok bunu beğenmedim yeniden çekebilir miyim diyenler de ,yanındakiyle değiş tokuş yapanlar da

Yine de herkes mutlu ve umutlu!

Umut her şeyin başı: Masal biter bitmez salonda bir uğultu başlıyor, çünkü sırada günün en önemli etkinliği “vizyon panosu ” var. Makaslar, yapıştırıcılar ve renkli mecmualar masaların üzerine çıkıyor. Bütün hayaller şu an o mecmuaların sayfalarında gizli. Artık kimseyi sessizliğe davet etmek mümkün değil. Sizin masada gemi, uçak, para resmi var mı? Bize göndersenize. Olur mu canım bize de lazım. Euro mu olsun kripto mu? Yat mı kat mı? Bahçeli ev resmi bulan bana versin. Araba arıyorum ama kırmızı lütfen, yakışıklı adamlar, seyahat resimleri, şık ve zayıf bir kadın bulan var mı? Mecmualar ve kağıt parçaları masalar arasında gidip geliyor. Evet, umutlar artık panolara yüklenmeye hazır.

Sırada çekiliş var. Çoğunun ortak ilgi alanı okumak ve yazmak olan bu dostlara verilecek en anlamlı hediyeleri ki çoğu kitap ve kitap ayracıydı seçip hediye sepetimize yüklerken üzerinde ” sen de yaz ” baskılı kalemlerimizi de numaralayıp hazır etmiştik. Hemen ekleyeyim hediyelerimizin içinde en tatlı en şifalıları “kekik hanım” ballarıydı.

Paketler sahiplerini bulunca yeni bir etkinliğin anonsu duyuluyor. Bahçeye çıkıyoruz..

Önceden hazırladığımız listelerimiz var elimizde. Bu listelerde geçmişte kalmasını istediğimiz olaylar ve belki huylar ve de ilişkiler var. Sesler yine yükseliyor. Siyasetten, astrolojiden ve gündemde olan ne varsa ondan söz edilerek listeler ateşe atılıyor. Anlaşılan o ki kurtulmayı dilediğimiz çok ortak şey varmış. Ben yazmayayım siz anlayın; İnsanlar bile var.:)) Herkes şimdi ateşin başında.

GÜLE GÜLE İSTENMEYENLER

Bütün bunlar olurken sevgili arkadaşımız Ayşıl bizi farklı bir vizyon meditasyonuna davet ediyor. Ayşıl bizi ufak ufak yönlendirmelerle müzik eşliğinde bir yolculuğa çıkartıyor.. Hedef 2025 ve belki sonrasında olmak istediğimiz yer veya durumu hayal edip ona yönelmek ve orada bir süre kalmak. Günlerden beri yağan yağmur bugün ara vermiş ve hava bu meditasyona destek oluyor. Yolculuğun sonu neşeli bir dans çemberine dönüşüyor.

Ve akşam güneşi günün son fotoğraf karelerine gülümsüyor. Müzik susmasın dans edelim, coşalım istiyoruz. 2025 Aralık ayında tekrar buluşmak dileğiyle etkinliğimiz sonlanıyor.

GÜLE GÜLE 2024

NOT: Günün diğer fotoğraf ve videolarını Facebook ve İnstagram paylaşımlarımızda bulabilirsiniz.

30.Gün/Zaman ve ah şu internet!

Günaydın,

Otuzuncu gün dediğime bakmayın; ben günlük tutalı otuz, evden çıkmayalı kırk günü geçti. Zaman temasını, zamanla olan ilişkilerimizi gözden geçiriyoruz bu ara. Gerek sanal çalışmalarda gerekse kendi kendimize kaldığımız anlarda. Benim için sabah yataktan kalkarken kendini hatırlatıyor zaman dediğimiz. Tiroid ilacımı unutmamak için baş ucumda tutuyorum ya işte orada geliyor kendilerini. Normal şartlarda haftalık kutudadır ilaçlarım ve arada gün kaçırmamak için sırayla içerim. Bu dönemde gün sırasına bakmadan içtiğimi fark ettim önce.Hangi gün kutuyu doldurduğumu not etmişim ona göre içiyorum Yedi gün dolunca kutu boşalıyor. İşte bu bile garip bir şekilde zamandan koptuğumu gösteriyor.Gözümü açıyorum ve bugün günlerden ne sorusu gelmiyor zihnime.Her gün aynıymış gibi tüketmeye başlıyorum zamanı. O da bizi değiştiriyor; saçlar uzuyor, şekilsizleşiyor, boya arıyor bazı bazı…Saçımı boyadım nihayet.Zaten evde boyuyor, önlere hafifçe bir renk atıyordum. Tam kırk gündür ihtiyaç duymadığımı fark ettim ve dedim ki, sen kimin için yapıyordun bunu… Kendi göz zevkin, kendine dış gözle baktığında görmek istediğin Işıl için. Eeee! O zaman sıva kolları. Moral oldu. Bugün zoom ile dersimiz var ve ben ekranda kendimle buluşacağım. Oh! iyi oldu. Zamanın geçişini ellerimde gözlüyorum.Tırnaklarım uzuyor. Kısaltıyorum. Zamana çelme takarcasına.

Internet demiştim; internet bağlantımızda sorun var. yoğunluktan mı yokse bizim buradaki alt yapı mı. Aklımın ermediği işler. Çok mu önemli… Evet bu dönemde hele çok önemli.Hayatımız değişecek sadeleşeceğiz söylemleri iyi hoş da ya teknolojik sadeleşme…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya, yazmaya, paylaşmaya zaman bulduğumuz günlerde sevgiyle kalınız.

 

26.Gün Yasaklı Pazar

Günaydınlar,

Güneş saklanmadıkça bulutların ardına, gelmez kaygılar aklıma… Güneş! Sabah sabah dilimin ucunda seni söyleyerek uyandım.  Hemen masamın başına geçip yazayım içimden geçenleri dedim, dedim, dediğimle kaldım. Telefonlar, mesajlar, dışarıdan gelen kazma kürek sesleri… Biz köydeyiz nasılsa köyün arka yolunda in cin top oynuyor. Gel, dedim eşime biz de arka yollarda top oynayalım. Tam arka kapıdan tarlaların oraya çıkalım derken jandarma ile göz göze geldik. Günaydınlaşıp gerisin geriye döndük. Hele ki hava güzel hele ki benim yürümeyi sevmeyen kocam yürümek istemiş, bakın şu işe. Neyse zaten huyumuz değildir yasak delmek bizimkisi sadece denemeydi. Bütün bunlar işin şaka tarafı ama iki günlük sokağa çıkma yasağı yüzünden cuma gecesi sokağa fırlayan sevgili vatandaşımız için birkaç söz yazmıştım. Benim gibi yazanlar da çoktu. Gelgelelim yorumlar gereksiz ve acımasız oldu. Yok vatandaşın iki günlük ekmek parası varmıymış yok ben evde ekmek yapmayı biliyormuşum da boş konuşuyormuşum falan filan. Fırıncıların, bakkaların ve de bazı marketlerin eczanelerin kapıya hizmet verdiğini bilmesem amenna. Günlük ekmek günlük ihtiyaç da karşılanabildi, karşılanabilir. Benim sözüm ne kendine ne çevresindekiler acımadan sokağa fırlayıp kıtlık gelecek endişesiyle alış verişe koşanlara. Asla çocuk bezi, bebek için süt, mama vs. için sözümüz olamaz. Ama sağlık olmazsa bunların hiç biri olmaz. Tevekkeliz diyorum ya onun da fazlası fazla efendim. Her şey dozunda.Ben de aştım kendimi, yine döktüm içimi.Sus Işıl sus.

Kendimi susturduktan sonra anımsadım ki iki hafta önce başlattığımız kapalı gurup 6 dakika yazma ve çember usulü sohbet etkinliğimiz için söz vermiştim. Evet, ekranda buluştuk yine on kişi. Hava durumunu dinledik birbirimizin. Sonra bir kitap açtık; bir kişi sayfa sayısını bir diğeri satırı bir diğeri de sözcüğün sayısını söyledi ve çıkan sözcük DUVARLAR dı. Tesadüf müydü. Bilinmez. Gündeme uygun bir sözcük seçmeyelim derken… Yazdık, okuduk, paylaştık kalemlerimizden dökülenleri.

Öğleden sonra sevgili Filiz Telek’in “yas ve ölüm” temalı etkinliğine katıldım. Tek kelimeyle çarpıcıydı. Anlatılmamalı yaşanmalı diyeyim.

Günü Andrea Bocelli canlı konseriyle tatlandıralım dedik ama internet o kadar çok koptu ki, tadına varamadık ve iyisi mi bari damağımız tatlansın deyip bir gün önceden kalan krem karamellerimizi kaşıkladık. Hmmm. Nefis.

Kalın sağlıcakla.

 

 

24.Gün

Günümüz aydın olsun dostlarım.

Dostlarım, arkadaşlarım, atölye katılımcılarım ile en son 11 Mart Çarşamba günü Kitap ile Sohbet Urla toplantımızda bir araya gelmiştik. Martı Kitap Kulübü kurucusu Yasemin Sungur’un da konuğumuz olacağını duyan herkes bizim bodruma doluşmuşlardı. Saymadım ama masa başına sığamamış sandalye koltuk ne varsa oturmuştuk. Dip dibe hatta. İşte o akşam ilan edildi ülkemizdeki ilk vak’a ve ardından  yasaklar yavaş yavaş gelmeye başladı. O günden sonra herkes biraz tedirgin olmuş, keşke bilseydik de sosyal mesafeyi korusaydık demiş olabilir. Çok şükür, evet çok şükür ki bildiğimiz kadar o gün gelenlerin hepsi sağlıklı. Bir gün öncesinde de Karantina Adası gezimiz vardı ve yirmi kişinin üzerinde bir araya gelip saatler geçirmiştik.  Uzunca bir süre için “hoşça kalın” demişiz meğer. Bu günlerin hızlıca akıp geçmesini dileyelim birlikte.

Dündeyim şimdi; Bu kez yazı gurubuyla evde buluştuk. Telaşa gerek yok tabii zoom. Kuşçular59 arkadaşlarımla yazdık, paylaştık, sohbet ettik. Derken bir fotoğraf takıldı gözüme telefonumdan; biz atölyelerimizde fotoğraf üzerine de yazarız efendim. Fotoğraf bir bebeğe aitti.Onu arkadaşlarıma gönderdim ve haydi yazalım bu bebek bize ne diyor dedim. Yazdık. Sonra sordular bu bebek kimin bebeği,nasıl geldi karşımıza? Hikayesi uzundu, pek anlatamadım. Ama Burcu kızım anlatmış meğer; dünkü çalışmamızdan habersizce, sızmış beynimin içlerine, okumuş ne varsa… O yazıya ulaşmak isterseniz Burcu Ertunç https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10163187335065175&id=580910174?sfnsn=scwspmo&extid=IF7uEsTTBKLghKXp  ve (instgr  aliyeburcuertunç)

Dünden bugüne geçtiğimde gözyaşlarım duramadı. Özlemi doldurdu içimi kızlarımın, Gülsüm’ün Toplu ailesinin ve de sevgili Cengiz Tünay eliyle ailemize katılan bir diğer kızımız Çiğdem’in. ( Onun hikayesi de bir başka güne)

Ruhum bırak yeter bugünlük diyor. Başka yazacak ne var ki, diziler, yemekler, meditasyona ısınmalar vs  vs…..

Sağlıkla sevgiyle kalınız.