41 kere Maşallah

Günaydınlar,

41 Kere Maşallah. Tam anlamıyla neden olduğunu hiç düşünmediğim bir dilek/dua bu. Ama 40 sayısının kutsallığıyla ilgili olduğu anlamlı da neden 41… Her neyse… Her şeyi de tam bilmek zorunda değilim.

Kır birinci gün çok keyifli geçti, çünkü Burcu’m yine bahçeye geldi. Burcu gelince sanki Başak da gelmiş gibi hissediyorum. İkisini de o kadar özlemişim ki… Yok, şikayet yok. Havalara borçluyuz bu kadarcık olsun buluşabilmeyi. Çantasına biraz yiyecek koyup göndermenin mutluluğu da cabası. Haftaya iftara geleceğim ona göre dedi giderken. Çantasına biraz yiyecek koyup göndermenin mutluluğu da cabası.

Artık fide saksılarım yavaş yavaş kış bahçemden çıkınca bize yemek masamızı yeniden düzenleme şansı doğdu. Arada bir eşimle tavla oynayıp yenilmek de o masada, sebze ayıklama ve yazma ve kitap okuma işleri de… Belki temizlik işleri de hafifler böylece.

Yeni yemekler yaratma peşindeyim bu ara… Bakalım mutfağımdan neler çıkacak. Burada değil de mutfakpenceremden.com da yayımlarım.

Biraz sakin bir gündü galiba; yazacak çok fazla bir şey kalmadı. Ama siz sevgiyle kalın.

40.Gün/ Kırkım çıktı

Günaydınlar,

Günlük tutmaya dönüşümün kırkı çıktı dün. Evde kalma hikayemizin kırk altıncı günüydü. Şükrederek geçen günler, haftalar ; baharı doya doya yaşayamasak da yazı yaşama umuduyla.

Derin temizlik, çamaşır ardından bahçe işleri. Domates ve patlıcan fidelerinin çoğu bin bir bereket duasıyla toprakla buluştu nihayet. İlk başta biraz boyun bükecekler; ana kucağından bir başka ana kucağına yolculuk yaptılar, kolay değil. Biraz sarsılacak, sonra güçlenerek büyüyecekler. Zehirsiz, kimyasalsız toprağımızda onları hastalanmadan sağlıklı meyveler verebilmeleri için bize epey görev düşüyor. Zararlı böcekler için ev ilaçları hazırlıyoruz. Bunlar ne bitkiye ne doğaya zarar veren mutfak kökenli ilaçlar. Kırmızı biberden soğana, soğandan arap sabununa ve ısırgan otuna daha  birçok malzemeyle yapılan ev ilaçları. Bunları uygulamak için dört yıldır öğreniyoruz.Yonca ekili bahçemizi geçen yaz yabancı otlara teslim ettik ot ilacı yapmamak için. Yabancı ot yolmaktan ellerimizde derman kalmayınca bu yıl  savaşmak yerine biraz kendi haline bırakmayı deneyeceğiz. Yoncalarımız çiçekte neredeyse tohum atacaklar. Tavuklar ve kardeşimin tek kedisi çekirge ve böcek avındalar. Deniyoruz,  tecrübeli dostlardan öğrendiklerimizi uyguluyoruz. Dün yine ökseler hazırlandı, eski cd ler kurdelelerle meyve ağaçlarının dallarına bağlandı. Onlar meyvelerin ve fidelerin zarar görmesini kuşları uzaklaştırarak engelliyor.

Gün boyu internetimizin olmaması epey can sıkarken akşam saatlerinde İstanbul’daki çok sevgili arkadaşlarımızla sürpriz bir zoom görüşmesi yapabilmemiz yüzümüzü güldürdü.

Bakalım 41. günümüz nelere gebe. İyilikler diliyorum herkese.

Sevgiyle…

39. Gün/Galiba…

Günaydınlar,

Galiba rutine girdik. Galiba sıkılmaya başlıyorum/muyum/.Galiba utanıyorum/ muyum.Neden mi… Sıkılmaya başlıyorum demekten çok utanıyorum. Beş dakikada tümünü dolaşabileceğimiz, üç beş domates biber ekebileceğimiz bir bahçe içinde üstelik kardeşim ve eşiyle aynı bahçeyi paylaştığımız, ara sıra birbirimize konuk olabildiğimiz oldukça temiz hava alabildiğimiz bir yaşamımız olduğu için sıkılma durumuna gelmekten utanıyorum. Galiba plansız yaşamaktan sıkılmaya başlıyorum. Galiba ya buna alışırsam duygusundan korkuyorum. Galiba önümüzdeki günlerin ne getireceğini bilememekten; hepimiz hasta olduktan sonra ancak bağışıklık kazanabileceğimiz söylenti/ gerçeğinden ürküyorum. Galiba yurdum insanının kurallara uymakta zorlanmasından, bayram ertesi şapur şupur eski alışkanlıklarına dönmesinden korkuyorum.

Her neyse galiba bu kadar yazabileceğim; olan biten mutfak ve bahçe çalışmalarıydı dünden kalan.

Hoş kalın, hoşça kalın.

38. Gün/Berna Durmaz geldi elime

Günaydın,

Biraz latifeyle başlasak… Berna Durmaz durmuyor da ben duruyor muyum. Durmuyorum tabii. Ne kadar yavaşlıyorum desem de ıııh. Yavaşlayınca vücut sızıları başlıyor. Kıpırda kıpırda durma diye konuşuyor eklemlerim. Kaslar yetişmekte zorlanıyor önce… Sonra haydi hep birlikte hareket. Ne demişler, işleyen demir pas tutmaz.

Sen de Yaz atölyelerim için öykü seçmek üzere her gün kitaplarımın arasında gezinirim. Ya konusu, ya türü, ya dili ya da yazarı ağır basar ve ayırırım bir kenara. Aylar önce Berna Durmaz’ın “Bir Hal var Sende ” adlı  öykü kitabından ” Ekmeğin Yanığı” adlı kısa  hikayesinin üzerinde çalıştığımızdan beri kendisine yer vermediğimi hatırladım ve bu kez yazı dostlarım için yine ayni kitabından “Zati’ nin yıldız gözleri” adlı hikayesini seçtim. Derken diğer kitapları masama akın ettiler. Bir Fasit Daire ( en sevdiklerimden) Metal Hayatlar, Karayel Üşümesi. Çoğunlukla karakterleri kadınlar ve çocukları, mekan olarak da ıssız bucaksız kasabaları kullanıyor yazarımız.Taş, kuş, yıldız, yılan hep var öykülerinde. Bakalım atölye katılımcılarımız nasıl bulacaklar verdiğim öyküyü. Biraz sert ne de olsa…

Evet, günümün çoğu kitaplarımın arasında geçti. Yazı atölyemizde sürpriz bir konuğumuz vardı. Uzun zamandır aramızda olamayan sevgili Figen kısacık yazılarıyla bizi kahkahalara boğuverdi.

38. Gün diğerlerinden pek farklı olmadan sona erdi. Tek fark akşam koca bir kase mısır patlatıp sonuna kadar bitirmemizdi.

Sağlıcakla kalınız.

BERNA DURMAZ KİMDİR?
1972’de Kırklareli’nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirdi. Öyküleri 1995’ten bu yana Kopuş, Adam Öykü, Notos ve Sözcükler dergilerinde yer aldı. İlk öykü kitabı Tepedeki Kadın 2011’de yayımlandı. Onu, Bir Hal Var Sende (2012) ve Bir Fasit Daire (2013) izledi. Bir Fasit Daire 2014 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’ne değer bulundu.

37. Gün/ 23 Nisan 2020

23 NİSAN.jpg

Günaydın çocuk kalmış büyükler ve büyümek için sabırsızlanan çocuklar !

Yüzüncü kuruluş yıl dönümü bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin. Hepimize kutlu olsun. Bugün ATA’mızı bir kez daha anlama günüdür. Bir kez daha nereden nereye geldiğimizi görme günüdür. Bugün hem hatırlama hem kutlama günüdür.  Bu yıl evlerimizden de olsa yüksek sesle İstiklal Marşı’mızı okuma günüdür. Özgür,sağlıklı,mutlu, sevgi dolu, barış içinde yaşayacağımız günler diliyorum.

EGEMENLİK BAYRAMI

Egemen bir milletin,

Coştuğu bir gündür bu!

Yurduma hürriyetin,

Koştuğu bir gündür bu.

Başımızda Atatürk,

Ülkümüz yüce Türklük,

Milletimin en büyük,

Sevdiği bir gündür bu.

23 Nisan’ı veren,

Bugünleri gösteren,

Büyük Atam diyor ki:

Türk, çalış, övün, güven

ALİ PÜSKÜLLÜOĞLU

 

 

 

36. Gün/Yine mi fırtına…

Günaydın,

Neye niyet neye kısmet demişler. Bahçe işleri diye niyet edip artık bitti dediğim fırtınanın geri dönüşüyle ev işleriyle yetinmek zorunda kaldım. Bol bol okuma, yeni kitap siparişleri  hoş onlar da yasaklara takılıyor ya… seyredemediğim filmlerle oyalanma gibi şeyler. Bu arada “El Capital Humano”yu  sevgili Ayşegül arkadaşımın önerisiyle izledim. https://720pizle.org/izle/altyazi/il-capitale-umano.html. Bizim gibi öykü yazma yolunda çalışmaları olanlara kesinlikle öneririm. Hayat bazen hiç de göründüğü gibi değildir.

Bu arada fırtına sebebiyle mi yoksa aşırı yüklenmeden midir nedir internetle olan sorunumuz hala çözülemedi. Bir an var bir an yok. Bu yüzden şu an yazmamın hiç keyfi olmuyor.

Sevgiyle kalınız.

 

 

35.Gün/ Salı sallanır…

Günaydınlar,

Yine hatırlatmalıyım ki ben hep yaşanmış günleri ertesi sabah yazıyorum. Bazen bana da garip geliyor ama böyle alıştım işte. Dün günlerden salıydı. Salı sallanır derler neyse biz sallanmadık. Eskiler, günlere bazı atıflarda bulunmuşlar. Rahmetli anneannemden duyduğum kadar; Çarşamba çarşaf dokur, perşembe peşkir dokur cuma imam okur. Birçok başka başka deyiş de vardır tabi. Ben bu kadarını anımsıyorum. Nereden aklıma geldiyse.Demek ki rahmet istedi Mehlika Sultan. Nurlarda yatsın.

Sabah meditasyonu ve on line yoga günüydü salı. İnternetin izin verdiği kadar uyguladık. Gündem …… günleri geçince farklı olacağımız üzerine. Birçok şeyden vaz geçeceğimizden söz ediliyor da internetin gidip gelmesine bile tahammül edemiyorsak bu nasıl olacak bilemiyorum. İletişim çok önemli artık hayatımızda. Yoga ve yavaş yapılan egzersizler bedenime iyi geldi. Oysa sabah kalktığımda korkunç bir bel ağrım vardı. Hareketlere başlamak için bile cesaretim yoktu. Teşekkürler sevgili Handan. Düşünüyorum da İstanbul’dayken işten eve dönmeden spor salonuna giderdim. Emekliliğin ilk yıllarında da… Haftada üç gün. Şimdi……hiç gün!!! Kendi adıma.

Görüldüğü gibi salı sallanmamış ama ben dün bayağı sallanmış kayda değer bir şey yaşamamışım. Bakalım Çarşamba çarşaf dokuyacak mı? Biliyorsunuz perşembenin gelişi çarşambadan belli olurmuş.

34.Gün /Gözüm dalıyor

Günaydın, günaydın.

Gelen giden yok. Ancak ya kargo dağıtımcısı, ya da kırk yılda bir kapıdan hatır soran muhtarımız, ya da bakkal. Bunları günlere bölsek günde bir kişi etmez. Ama bütün gün gözüm daldı. Derken bahçede oturmak üzere kahveye kardeşimin görümcesi ve eşi misafir geldiler. İşte boşuna dalmamış gözüm. Hava pek güzeldi ama yarına ne çıkar belli olmaz. Duyduğuma göre İstanbul’da hava soğuyacakmış.Kesin serinliği bize de gelecektir. Pazartesi dersimizi bu haftalık perşembeye ertelemiştik ben de günümü mutfağa ayırmış oldum.Uzun süredir baş ucu kitabım haline gelen ” Mülksüzler” nihayet bitti. Şaşırtıcı olan tam bugün içinde bulunduğumuz ve de gelecek günlerimizi de yakından ilgilendiren bu kitabın taaa yetmişli  yıllarda yazılmış olması. Başlarken ne kadar zorlandıysam sonuna doğru bitmesini o kadar istemedim.

Hep bahsediyorum ya mutfakpenceremden.com benim 10 yıla yakındır (kendim yapmış olduğum deneyimlediğim ve fotoğrafladığım) tarifleri paylaştığım blog. O kadar ihmal ettim ki kendisini. Eş dost ve takipçilerimin uyarıları geliyor; hadi yeni bir şey yok mu… Yazacağım galibe yeniden ama şu ara mutfağımız çok farklı. Kardeşim ve ben yaratıcılığımızı konuşturmaya çalışırken bir yandan da instagramdan bizim gibi glutensiz beslenenlerin tariflerini uygulamaya çalışıyoruz.Eski bildik tatları olmasa da pastamız da böreğimiz de var soframızda çok şükür. Hafta sonu için birkaç glutensiz tarif yazayım.  Bu arada iyice boylanan sakız kabağı fidelerim bereket dualarıyla yüksek yataklardaki yerlerine geçtiler.

Günü “bein connect” de yeni sezonu gelen “My Brillant Friend” in üç bölümünü izleyerek bitirdim. (Elena Ferrante’nin 4lü seri romanından uyarlama) Yıllar önce okumuştum. Her şey okurken gözümde canlandırıdığımla bire bir aynı. Öneririm.

 

Sevgiyle, sağlıkla evde kalalım.

 

 

33. Gün / Bugün Pazarmış

Günaydınlar,

Sessizlik bugün iyice hissediliyor. Acaba kuşlar da mı yasaklara uyuyor diyorum kendi kendime. sonra anne kuş serçeciklerini bir çatıdan diğerine uçurarak “cik cik” buradayız diyor. Evet şehirdeyken duyamadığımız kuş sesleri burada gün doğumuyla başlayan saf melodiler. Sabah başka kuşlar akşam üzeri başka… Şimdi sessizliğe bürünen şehirlerde de kendilerini gösteriyorlar mı acaba? Bilemem türlerini yok ettiğimiz kuşlar nerelere göç ettiler? Bunları yazarken düşünüyorum; şu enerjisi elde etmek için her yere konuşlandırılan dev rüzgar jeneratörleri yüzünden yakında doğanın dokusu da tamamen değişecek. Ormana ve başta kuşlar olmak üzere tüm orman canlılarına zarar veriyorlar. O zaman kuş seslerini de buralarda da özleyecek miyiz? Doğanın dengesini bozmaya devam edersek sonumuz hiç iyi görünmüyor. Sabah sabah ders verme diyenler var ki bu yüzden erteleye erteleye bir türlü yazmadığım şeylere sıra geliyor artık.

Bir pazar gününü/ sanki bizim için diğerlerinden farkı var gibi evde/ bahçede geçirmek, çayımızı yalnız içmek istemedik haliyle. Sadece bir kilometrecik uzağımızdaki arkadaşlarımız bizi ” Houseparty” denen uygulamaya davet ettiler ama o bizi tatmin etmedi biz onları “zoom”a davet ettik. Çayımız , kek ve poğaçamızı (glutensiz tabii) aldık ve çay saatinde buluştuk. Neredeyse kırk gündür görüşmemişiz. Biz yasaklara uyuyoruz efendim.

Akşam da yemeğe misafirimiz vardı. Üç adım, sadece üç adım uzaktaki kardeşim ve enişte bize balık sofrasına geldiler. Elleri boş değildi elbet; glutensiz mısır irmiğinden helva kavurmuş kardeşim/ kim ne niyete sayarsa/ iyi niyetle. Bol fıstıklı, sade yağ ile. Sütsüzdü muhtemelen. Onlar ailece süt ürünü tüketemiyorlar da O kadar lezzetliydi ki unuttum, soramadım. Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım dedik ve herkes evine döndü.

Yasaksız pazar günlerine…

32. Gün/ Yasak/yasa/yas/yaşasak

Günaydın,

Güne sevgili Yeşim’in sesinden “yas” konusunu dinleyerek başladım. Son zamanlarda sık sık gündemimizde tıpkı “farkındalık” gibi “yas”. Anlamı, bildiğimiz, kodlarımızda olduğundan biraz farklı. Anlatmam zor, çünkü ben de anlamaya çabalıyorum. Bugün yas kapısını araladık, yarın da sevgili Judith ile içeri girmeyi deneyeceğiz. Bu çok ciddi konuyu masallar ve basit alıştırmalar aracılığıyla sindirmeye çalışmak iyi geliyor gibi. Bu dönem daha çok kendimize bakma, değişim dönemi.Biz yine de değişimler konusunda hazırlıklı olduğumuzu zannediyorum, çünkü hayatımızdaki en büyük değişimi tam dört yıl önce başlattık. Neleri bıraktık, bırakmak kolay oldu mu, bıraktıklarımızı arıyor muyuz… Aradığımız sadece orada kalmak zorunda olan gençlerimiz ve geniş ailemizden dostlar, arkadaşlar. Bir apartman dairesinde komşularla beraber yaşamayı, eksiklerimizin apartman hizmetlilerince yerine getirilmesini, korunaklı olduğuna yıllarca inandığımız o büyük şehir hayatını aramıyoruz. Değişimin ilk adımı buydu. Kendi işimizi kendimiz görmeye başlayınca ikinci adım da atılmış oldu. Bu …… günleri geçince daha çok şey değişecek gibi. Bunun ilk adımını da bahçedeki sebze tarhlarımızı büyüterek attık.Artık günün büyük kısmını bahçede geçirmeye çalışıyoruz. 

Güneş iyice ısıtmaya başladı. Eşofmanla çıktık bahçeye, sonra paçaları sıvadık, sonra kollarımızı  ve güneşe teslim olduk. Ara sıra geçen jandarmanın sireni ya da uzaklardan gelen bir traktör sesinden başka ses yoktu gün boyu. Sessizliğin sesine kuş cıvıltıları karışıyordu zaman zaman.

Akşam you tube sayesinde önce Kafka’nın Değişim romanından uyarlanan bir bale –tiyatro gösterisini, ardından “toc toc” takıntı adlı İspanyol komedisini izledik. Bazı sahneler tam da bugünlerde yaşadığımız temizlik hallerimize benziyordu. Umarım bizde de takıntı haline gelmez.

Hoş kalın, sağlıklı kalın.