33. Gün / Bugün Pazarmış

Günaydınlar,

Sessizlik bugün iyice hissediliyor. Acaba kuşlar da mı yasaklara uyuyor diyorum kendi kendime. sonra anne kuş serçeciklerini bir çatıdan diğerine uçurarak “cik cik” buradayız diyor. Evet şehirdeyken duyamadığımız kuş sesleri burada gün doğumuyla başlayan saf melodiler. Sabah başka kuşlar akşam üzeri başka… Şimdi sessizliğe bürünen şehirlerde de kendilerini gösteriyorlar mı acaba? Bilemem türlerini yok ettiğimiz kuşlar nerelere göç ettiler? Bunları yazarken düşünüyorum; şu enerjisi elde etmek için her yere konuşlandırılan dev rüzgar jeneratörleri yüzünden yakında doğanın dokusu da tamamen değişecek. Ormana ve başta kuşlar olmak üzere tüm orman canlılarına zarar veriyorlar. O zaman kuş seslerini de buralarda da özleyecek miyiz? Doğanın dengesini bozmaya devam edersek sonumuz hiç iyi görünmüyor. Sabah sabah ders verme diyenler var ki bu yüzden erteleye erteleye bir türlü yazmadığım şeylere sıra geliyor artık.

Bir pazar gününü/ sanki bizim için diğerlerinden farkı var gibi evde/ bahçede geçirmek, çayımızı yalnız içmek istemedik haliyle. Sadece bir kilometrecik uzağımızdaki arkadaşlarımız bizi ” Houseparty” denen uygulamaya davet ettiler ama o bizi tatmin etmedi biz onları “zoom”a davet ettik. Çayımız , kek ve poğaçamızı (glutensiz tabii) aldık ve çay saatinde buluştuk. Neredeyse kırk gündür görüşmemişiz. Biz yasaklara uyuyoruz efendim.

Akşam da yemeğe misafirimiz vardı. Üç adım, sadece üç adım uzaktaki kardeşim ve enişte bize balık sofrasına geldiler. Elleri boş değildi elbet; glutensiz mısır irmiğinden helva kavurmuş kardeşim/ kim ne niyete sayarsa/ iyi niyetle. Bol fıstıklı, sade yağ ile. Sütsüzdü muhtemelen. Onlar ailece süt ürünü tüketemiyorlar da O kadar lezzetliydi ki unuttum, soramadım. Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım dedik ve herkes evine döndü.

Yasaksız pazar günlerine…

32. Gün/ Yasak/yasa/yas/yaşasak

Günaydın,

Güne sevgili Yeşim’in sesinden “yas” konusunu dinleyerek başladım. Son zamanlarda sık sık gündemimizde tıpkı “farkındalık” gibi “yas”. Anlamı, bildiğimiz, kodlarımızda olduğundan biraz farklı. Anlatmam zor, çünkü ben de anlamaya çabalıyorum. Bugün yas kapısını araladık, yarın da sevgili Judith ile içeri girmeyi deneyeceğiz. Bu çok ciddi konuyu masallar ve basit alıştırmalar aracılığıyla sindirmeye çalışmak iyi geliyor gibi. Bu dönem daha çok kendimize bakma, değişim dönemi.Biz yine de değişimler konusunda hazırlıklı olduğumuzu zannediyorum, çünkü hayatımızdaki en büyük değişimi tam dört yıl önce başlattık. Neleri bıraktık, bırakmak kolay oldu mu, bıraktıklarımızı arıyor muyuz… Aradığımız sadece orada kalmak zorunda olan gençlerimiz ve geniş ailemizden dostlar, arkadaşlar. Bir apartman dairesinde komşularla beraber yaşamayı, eksiklerimizin apartman hizmetlilerince yerine getirilmesini, korunaklı olduğuna yıllarca inandığımız o büyük şehir hayatını aramıyoruz. Değişimin ilk adımı buydu. Kendi işimizi kendimiz görmeye başlayınca ikinci adım da atılmış oldu. Bu …… günleri geçince daha çok şey değişecek gibi. Bunun ilk adımını da bahçedeki sebze tarhlarımızı büyüterek attık.Artık günün büyük kısmını bahçede geçirmeye çalışıyoruz. 

Güneş iyice ısıtmaya başladı. Eşofmanla çıktık bahçeye, sonra paçaları sıvadık, sonra kollarımızı  ve güneşe teslim olduk. Ara sıra geçen jandarmanın sireni ya da uzaklardan gelen bir traktör sesinden başka ses yoktu gün boyu. Sessizliğin sesine kuş cıvıltıları karışıyordu zaman zaman.

Akşam you tube sayesinde önce Kafka’nın Değişim romanından uyarlanan bir bale –tiyatro gösterisini, ardından “toc toc” takıntı adlı İspanyol komedisini izledik. Bazı sahneler tam da bugünlerde yaşadığımız temizlik hallerimize benziyordu. Umarım bizde de takıntı haline gelmez.

Hoş kalın, sağlıklı kalın.

 

31.Gün “Zoom”

Günaydın,

Zoom, evet benim hayatıma …… günleriyle giren “zoom” Bir süre ücretsiz kullnıyorsunuz, sonra bunu iş olarak kullanmaya başlayınca ikide bir yaşanan kesintiler rahatsız etmeye başlıyor. Tabii ki ücret öderseniz uzun süre kullanabiliyorsunuz. Hani artık bu gibi şeylerden huzursuz olmayacak, olduğu gibi kabul edip yoluma gidecektim ya. Olmadı şeytan dürttü bir kere. Bir ay için satın alayım dedim. Aldım. Hiç değilse derslerimizi kesintisiz yaparız diye. Ama gel gör ki kesinti devam. Yazdık, yazıştık sonuç alamadık. Kabahati kimde arayacağız… Neyse efendim kabahat bendeymiş. İlk kaydolduğum mailden değil de Zooma ödeme yaparken kullandığım mail adresiyle girersem o zaman sıkıntı olmuyormuş. İki haftamın gittiğine mi yanayım bunu anlayabilmek için kızları ve de onların da dostlarını devreye sokmam gerektiğine mi… Teknolojiyi kullan kurallarını bilme! Olacak iş değil. Neyse sonunda kesintisiz bir ders olduğu için mutluyum.

Bu arada o kadar özlemişiz ki dostları canlı canlı görmeyi; her hangi bir şey için bahçe kapısını çalanı bahçeye buyur ediyoruz. Mesafe korumak şartıyla açık alanda buluşmalar başlayacak gibi. Bunu da bahçemize ve iyice ısınan havaya borçluyuz.

Hoş kalınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

30.Gün/Zaman ve ah şu internet!

Günaydın,

Otuzuncu gün dediğime bakmayın; ben günlük tutalı otuz, evden çıkmayalı kırk günü geçti. Zaman temasını, zamanla olan ilişkilerimizi gözden geçiriyoruz bu ara. Gerek sanal çalışmalarda gerekse kendi kendimize kaldığımız anlarda. Benim için sabah yataktan kalkarken kendini hatırlatıyor zaman dediğimiz. Tiroid ilacımı unutmamak için baş ucumda tutuyorum ya işte orada geliyor kendilerini. Normal şartlarda haftalık kutudadır ilaçlarım ve arada gün kaçırmamak için sırayla içerim. Bu dönemde gün sırasına bakmadan içtiğimi fark ettim önce.Hangi gün kutuyu doldurduğumu not etmişim ona göre içiyorum Yedi gün dolunca kutu boşalıyor. İşte bu bile garip bir şekilde zamandan koptuğumu gösteriyor.Gözümü açıyorum ve bugün günlerden ne sorusu gelmiyor zihnime.Her gün aynıymış gibi tüketmeye başlıyorum zamanı. O da bizi değiştiriyor; saçlar uzuyor, şekilsizleşiyor, boya arıyor bazı bazı…Saçımı boyadım nihayet.Zaten evde boyuyor, önlere hafifçe bir renk atıyordum. Tam kırk gündür ihtiyaç duymadığımı fark ettim ve dedim ki, sen kimin için yapıyordun bunu… Kendi göz zevkin, kendine dış gözle baktığında görmek istediğin Işıl için. Eeee! O zaman sıva kolları. Moral oldu. Bugün zoom ile dersimiz var ve ben ekranda kendimle buluşacağım. Oh! iyi oldu. Zamanın geçişini ellerimde gözlüyorum.Tırnaklarım uzuyor. Kısaltıyorum. Zamana çelme takarcasına.

Internet demiştim; internet bağlantımızda sorun var. yoğunluktan mı yokse bizim buradaki alt yapı mı. Aklımın ermediği işler. Çok mu önemli… Evet bu dönemde hele çok önemli.Hayatımız değişecek sadeleşeceğiz söylemleri iyi hoş da ya teknolojik sadeleşme…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya, yazmaya, paylaşmaya zaman bulduğumuz günlerde sevgiyle kalınız.

 

29. Gün /Biraz Sükunet biraz Leyla!

Günaydın,

Çarşamba yapmamız gereken yazı atölyemiz cuma gününe ertelenince evde bir sükunet bir yavaşlama oldu. Evet sevgili Silvia Arsebük ve sevgili Zeynep Braggiotti’nin ınstagramdaki sabah kahvesi sohbeti ve ardından zoom ile yaptığımız kitap sohbetini saymazsak.Kitap sohbetimizde geçen hafta bitiremediğimiz Leyla Erbil’in Kalan romanını konuştuk. Bitirdik mi??? Bitirdik dedik ama ardından bu roman birden fazla defa okunmalı ve yinelenerek tartışmalı diyerek kapattık oturumu. Neyse ki akşam yapmamız düşünülmüş olan BİTOT toplantısı da ertelendi de gözlerimiz azıcık dinlendi. Şikayet yok efendim, hayat devam edecek. Öyle ya da böyle. Yeter ki biz uyumlanalım.

Medyayı takip etmeden bir gece geçirmeyi deneyimledik. Güzel bir film ardından fırtınadan mıdır nedir huzursuz biraz da uykusuz bir gece…

Huzurlu günlere efendim.

Sevgiyle

 

28.Gün Burcu geldi

Günaydınlar,

Evet, Burcu yarın geleceğim demişti ve geldi. Barbaros Köyü’ nde küçük ama sevimli bir köy evinde yaşıyor küçük😜😘 kızımız. Büyüğümüz İstanbul’ da. Kocası da kendi de evden çalışanlar arasında. Kopup gelemediler buralara. Kısmet bir gün o da olur elbet. Barbaros Köyü bize arabayla sadece yirmi dakika mesafede. Bizim arabamızda bu dönem için Burcu’ya emanet. Urla’ya gidip gelse de ara sıra bize gelip içeri gir/emiyor. Şu virüsün taşıyıcısı olma endişesi bizi bile birbirimizden ayırdı da şehirlerde burun buruna gezinmekten, duyumlara göre kalabalık ortamlarda eğlence düzenlemekten vaz geçememiş yurdum insanı. Konu çok derin, yazanı da işi mizaha dökeni de bol. Bize susmak düşsün daha bir süre. Kızım geldi ya. Ondan söz edeyim ben. Bir gün önce, anneciğim senin poğaçanı özledim, biraz da chester mi böyle bir şeyler yapsan; ama sadece bana ait olsa yaptıkların az bişey olmasın, demişti. Sipariş olunca kollar sıvandı tabii. Geçtiğimiz cumartesi doğum günümde gelmeyi planlamıştı ama sürpriz😂🤣yasak yüzünden gelememişti. Benim için hazırladığı hediyeyi getirmek için heyecanlıydı oysa.İçeriye gel/emeyeceği için bahçeye oturma alanı hazırladık. Mesafe koruyarak.Burcu geldi; elinde evden getirdiği tabak, çatal ve bardağı. Abartmıştı biraz.Bulaşığını bize bırakmayacak eşyalarını ellemeyecekmişiz.Ah! Ah! Ne günlere kaldık. Bana hazırladığı suluboya resim ve yazdıkları( çok iyi yazar çizerdir… ınstagramda aliyeburcuertunç)şimdilik bende kalsın. Her gün görebileceğim yerde yerlerini aldılar. Yemek, içmek derken güneş boynunu bükerkeb biz de hüzünle uğurladık kızımızı evine. Bir süre sonra kalmaya da gelecek inşallah.

Kızımın heyecanından sabah etkinliğimizden söz etmeyi unutuyordum neredeyse. On line yoga yaptık sevgili Handan Erdem Gönül ile. Tam iki saat sohbet ve yoga. Bu da olur mu demeyin oluyor işte. Hamlamışım, her yanım tutuk bugün.

Sevgiyle kalınız.

 

27.Gün Masalları hatırlayalım

Günaydın,

Masallar diyerek başladım dün güne. Sevgili Judith Liberman ve sevgili Yeşim Cimcoz; hayatıma sihirli elleriyle dokunan iki dost.  ” Bir kapı kapanır, bir kapı açılır”  projeleri instagramda. Sadece on üç gün. Sabah sabah ikisinin sohbetini dinleyerek güne başlamak bana nasıl iyi geldi bilemezsiniz. Birden kendimi yıllar öncesinde “Yazı Evi’nde” Judith’i dinlerken buldum. “Trik trak trik trak trik trak trik trak…” Masalları böyle başlardı Judith’in. Unutur muyum. Hele bir de “keçi boku” masalı vardı ki…

Dün masalı dinledikten sonra bir de yazma alıştırması geldi. Cümle sarsıcıydı. Hemen yazamadım. Bir süre bekledikten sonra ancak kafamda uyananları dökebildim ama nereye ancak bilgisayarıma, zira bileğimdeki acılı durum uzun süredir devam ediyor ve telefondan uzun bir metin yazmam mümkün değil. Mailime yazdığım metni sözüm ona copy paste ile instagrama yerleştireceğim. Olmadı oysa bu konuda deneyimlerim vardı. Olamadı. Sonra bir gayret bileğini sararsın ve koyulursun yorumlara yeniden yazmaya. Acüllükten olmalı metnin ortasında enter tuşuna basarsın. Sonra düzenleyemez devam edersin. Okuyan anlamasa da olur ben yazdım ya der geçersin öteye.

 

Dün sevgili pazartesi yazı dostlarımızla birlikteydik yine. Diyalog öykülerdi konumuz. Leyla Erbil’in kafa karıştıran “Clinton Gadson” adlı öyküsünü örnek vermiştim. Öykü o kadar zorlayıcıydı ki… Deli bunu yazan dedirtti bir çoğumuza. Deli değildi sevgili yazarımız ama kim deli kim kime göre normal diye soran ustalardan biriydi. Çalıştık. Yazdık. Yeni yazma konusunu not ettik ve ayrıldık.

20200414_130214-1

Dün başladığım yeni kitabım, Han Kang’ın “Çocuk Geliyor” adlı romanı. Bu yıl “Vejetaryen” ile tanımıştım yazarı. Sarsıcı, deprem gibi bir konuydu. Duyumlarım bu romanının daha da çarpıcı olduğu yönünde. İlk 50 sayfayı yutarak okudum. Bakalım, göreceğiz.

Sevgiyle kalın.

26.Gün Yasaklı Pazar

Günaydınlar,

Güneş saklanmadıkça bulutların ardına, gelmez kaygılar aklıma… Güneş! Sabah sabah dilimin ucunda seni söyleyerek uyandım.  Hemen masamın başına geçip yazayım içimden geçenleri dedim, dedim, dediğimle kaldım. Telefonlar, mesajlar, dışarıdan gelen kazma kürek sesleri… Biz köydeyiz nasılsa köyün arka yolunda in cin top oynuyor. Gel, dedim eşime biz de arka yollarda top oynayalım. Tam arka kapıdan tarlaların oraya çıkalım derken jandarma ile göz göze geldik. Günaydınlaşıp gerisin geriye döndük. Hele ki hava güzel hele ki benim yürümeyi sevmeyen kocam yürümek istemiş, bakın şu işe. Neyse zaten huyumuz değildir yasak delmek bizimkisi sadece denemeydi. Bütün bunlar işin şaka tarafı ama iki günlük sokağa çıkma yasağı yüzünden cuma gecesi sokağa fırlayan sevgili vatandaşımız için birkaç söz yazmıştım. Benim gibi yazanlar da çoktu. Gelgelelim yorumlar gereksiz ve acımasız oldu. Yok vatandaşın iki günlük ekmek parası varmıymış yok ben evde ekmek yapmayı biliyormuşum da boş konuşuyormuşum falan filan. Fırıncıların, bakkaların ve de bazı marketlerin eczanelerin kapıya hizmet verdiğini bilmesem amenna. Günlük ekmek günlük ihtiyaç da karşılanabildi, karşılanabilir. Benim sözüm ne kendine ne çevresindekiler acımadan sokağa fırlayıp kıtlık gelecek endişesiyle alış verişe koşanlara. Asla çocuk bezi, bebek için süt, mama vs. için sözümüz olamaz. Ama sağlık olmazsa bunların hiç biri olmaz. Tevekkeliz diyorum ya onun da fazlası fazla efendim. Her şey dozunda.Ben de aştım kendimi, yine döktüm içimi.Sus Işıl sus.

Kendimi susturduktan sonra anımsadım ki iki hafta önce başlattığımız kapalı gurup 6 dakika yazma ve çember usulü sohbet etkinliğimiz için söz vermiştim. Evet, ekranda buluştuk yine on kişi. Hava durumunu dinledik birbirimizin. Sonra bir kitap açtık; bir kişi sayfa sayısını bir diğeri satırı bir diğeri de sözcüğün sayısını söyledi ve çıkan sözcük DUVARLAR dı. Tesadüf müydü. Bilinmez. Gündeme uygun bir sözcük seçmeyelim derken… Yazdık, okuduk, paylaştık kalemlerimizden dökülenleri.

Öğleden sonra sevgili Filiz Telek’in “yas ve ölüm” temalı etkinliğine katıldım. Tek kelimeyle çarpıcıydı. Anlatılmamalı yaşanmalı diyeyim.

Günü Andrea Bocelli canlı konseriyle tatlandıralım dedik ama internet o kadar çok koptu ki, tadına varamadık ve iyisi mi bari damağımız tatlansın deyip bir gün önceden kalan krem karamellerimizi kaşıkladık. Hmmm. Nefis.

Kalın sağlıcakla.

 

 

25. ve 26. Günler/Keşke hep gülebilsek

Günaydın sevgili dostlar,

Şu 25. gün var ya, 10 Nisan 2020 çok hızlı başladı hızla geçip giderken bohçasından iki günlük sokağa çıkma yasağını da birlikte getirdi. Ne yalan söyleyeyim; bir türlü yazamadım. Ben de 10 Nisan’ı 11 Nisan’a ekler yazarım dedim. Bu cıma boylanan sebze fidelerimin yeni saksılara alınıp şaşırtma işleminin yapılma günüydü. Ayrıca yeni ıslatmış olduğum tohumlarında toprakla buluşma zamanı gelmişti. Bunlar oldukça zaman alan ama bir o kadar da keyifli işler. Ayrıca cumaları alışılmış temizlik, yatak değiştirme gibi işlerin de günü olduğundan (alışmış kudurmuştan beterdir diye boşa dememişler) akşam olduğunda gelen yemek davetini reddetmeyip karşı komşuya gittik.(telaşa gerek yok, kardeşimin aynı bahçedeki evine sadece dört büyük adım yetiyor) 

Desktop

Eve döndüğümüzde bomba patladı. Bize hiç de sürpriz olmayan hafta sonu yasağı. Haftalardır alınan tedbirlere bunun eklenmesi gerektiğini düşünüp bekliyorduk. Oysa kimse beklemiyormuş gibi bir tablo çıktı ortaya. İki gün hafta sonu yasağının ne kadar yararı olması beklenirken duyurunun yanlış saatte yanlış biçimde açıklanması yarar yerine zarar getirdi. /getirmiş olması çok muhtemel. Bir anda sanki haftalarla sokağa çıkılamayacak hiç bir yerden ekmek vb temin edilemeyecek, öldük bittik telaşıyla sokaklar, halen açık olan market ve manavlar ve de tekel bayilerinin önü kendini kaybeden insanımızla doldu. Trafik tıkandı. Virüs hızla yayıldı. Yargılamayacağım diyorum ama olmuyor efendim olmuyor. Bu kadar kendi sağlığını  bile düşünmeyen bir toplum olduğumuz şaşılacak bir şey değil elbet. Tevekkel milletizdir, evvel Allah der işimize bakarız… Sonuç; Allah öyle istedi. Takma akıl cepten düşermiş, ne desen boş. Olan oldu. Şimdi rica ediyorum, umuyorum ki gelecek hafta sonunun yasağını şimdiden açıklasın yetkililer. İzdiham olurmuş, panik olurmuş. Oldu işte; ne olurdu millete aç kalmayacakları garantisini önceden fısıldayıverseydiniz. Fırınların açık olduğunu acil bütün ihtiyaçların karşılanabileceğini. Haberi İstanbul’dan büyük kızımın telefonuyla aldık.

Anneciğim,  yarın ilk kez doğum gününü sokağa çıkma yasaklı bir günde kutlayacaksın. Bu nasıl bir his?

Yanılıyordu; onlar için yeniydi bu yasaklar ama biz iletişimin olmadığı zamanlarda yaşadık bunları. Siyah beyaz gazetelerin ne yazarsa onu bilebildiğimiz, telefonu parmakla çevirdiğimiz, televizyonda sadece TRT nin olduğu günlerde ya tank sesleriyle uyandık bir sabah ya da kahramanlık türküleriyle. Yokluk günlerini istifçi esnaf sayesinde tanıdık. İşte o zaman öğrenmek zorunda kaldık olmayı. Şimdilerde kimseyi kırmak istemem ama biz şımardık efendim. Her şeyi anında bilen bir dünyadayız. Sebep bu olsa gerek.

Doğum günü sabahıma keyifli bir heyecanla uyandım. İlk işim artık bulutlara emanet fotoğraf albümümü karıştırmak oldu. Niyetim kutlanmış eski doğum günlerime bir yolculuk yapmaktı. Şimdi yaşımı merak edeceksiniz. Şöyle diyeyim bugünden itibaren evde kal Türkiye yaşındayım. Oysa ne beden, ne duygular bunu söylemiyor bana. Ben en az on, belki on beş yıl gerisinden geliyorum o defterde yazanın. Bazen daha bile geriden, minik adımlarla yürümekteyim hayatımı, oysa her anını değerlendirmeye çalışırken KOŞUYORUM. Bunu düşününce güldüm yüksek sesli bir kahkahayla. Döndüm tam on altı yıl geriye ve buldum o şen kahkahayı atan beni. Daha önce de gerilim zamanlarında kapak fotoğrafı yapmıştım onu. (sanırım Gezi günlerindeydi ve altına hayat sana gülüyorum yazarak dalga geçmiştim kendimle) Hemen profil fotoğrafı yapıverdim. Bir süre o benden keyif almaya niyet ettim. Altına not düştüm; keşke hep gülebilsek.

KAHKAHA

Sanal alem böyle zamanlarda insanı çok mutlu edebiliyor. Profil fotoğrafımı gören dostlar eksik olmasınlar harika yorumlarda bulundular. Yeni bir yaşla buluşmanın burukluğunu unutturdular. Gün boyu süren sesli, sessiz kutlamalar, kardeşimin hazırlayıp getirdiği glutensiz ama muhteşem lezzetli doğum günü pastam ve tabii ki zoom ile gelen aile buluşması. 8 İnsan daha fazla ne bekler ki; hele hele şu karantina günlerinde. En büyük mutluluk ailemizin sağlıklı olduğunu duymak ve bunun tadını çıkarabilmek.

Sağlıklı ve sevgi dolu günlere doğru yola çıkalım.

 

 

 

 

 

26. Gün

Günaydın, günaydın.

Dün yaklaşık dört hafta sonra ilk kez arabayla Urla merkeze kadar gidip döndük.  Neredeyse arabadan çıkmadan eczaneye önceden sipariş verip on line ödediğimiz ilaç torbasını ve kargo şirketinden  yine ön ödemeli paketimizi alıp eve döndük. Tabii yine de eldivenli yine de maskeli ne olur ne olmaz…  Ne olur ne olmaz gelir gelmez üzerimizi dışarıda soyunup havalanmaya bıraktık. Eldiven ve maskeler itina ile paketlenip çöpü boyladı. El, yüz beyaz sabunla iyice yıkandı. Paketler balkonda kaldı. Sonra tek tek alkollü bezle silinip açıldı. Bu kez kapalı balkona alındılar. Bu günler geçtiğinde de alışkanlık haline gelebilir bu alışkanlıklar. Belki de iyi olabilir, zira bu virüsün uzun süre dünyamızı tehdit edebileceği söylentileri duyulmakta.

Sokaklarda gözle görülür bir boşluk vardı.Ancak bugün cuma ve ilçe pazarımız var. Bugünkü gözlemleri ve duyumları yarın paylaşırım artık.

Sevgi ve sağlıkla …EV DE KAL Türkiye