41 kere Maşallah

Günaydınlar,

41 Kere Maşallah. Tam anlamıyla neden olduğunu hiç düşünmediğim bir dilek/dua bu. Ama 40 sayısının kutsallığıyla ilgili olduğu anlamlı da neden 41… Her neyse… Her şeyi de tam bilmek zorunda değilim.

Kır birinci gün çok keyifli geçti, çünkü Burcu’m yine bahçeye geldi. Burcu gelince sanki Başak da gelmiş gibi hissediyorum. İkisini de o kadar özlemişim ki… Yok, şikayet yok. Havalara borçluyuz bu kadarcık olsun buluşabilmeyi. Çantasına biraz yiyecek koyup göndermenin mutluluğu da cabası. Haftaya iftara geleceğim ona göre dedi giderken. Çantasına biraz yiyecek koyup göndermenin mutluluğu da cabası.

Artık fide saksılarım yavaş yavaş kış bahçemden çıkınca bize yemek masamızı yeniden düzenleme şansı doğdu. Arada bir eşimle tavla oynayıp yenilmek de o masada, sebze ayıklama ve yazma ve kitap okuma işleri de… Belki temizlik işleri de hafifler böylece.

Yeni yemekler yaratma peşindeyim bu ara… Bakalım mutfağımdan neler çıkacak. Burada değil de mutfakpenceremden.com da yayımlarım.

Biraz sakin bir gündü galiba; yazacak çok fazla bir şey kalmadı. Ama siz sevgiyle kalın.

32. Gün/ Yasak/yasa/yas/yaşasak

Günaydın,

Güne sevgili Yeşim’in sesinden “yas” konusunu dinleyerek başladım. Son zamanlarda sık sık gündemimizde tıpkı “farkındalık” gibi “yas”. Anlamı, bildiğimiz, kodlarımızda olduğundan biraz farklı. Anlatmam zor, çünkü ben de anlamaya çabalıyorum. Bugün yas kapısını araladık, yarın da sevgili Judith ile içeri girmeyi deneyeceğiz. Bu çok ciddi konuyu masallar ve basit alıştırmalar aracılığıyla sindirmeye çalışmak iyi geliyor gibi. Bu dönem daha çok kendimize bakma, değişim dönemi.Biz yine de değişimler konusunda hazırlıklı olduğumuzu zannediyorum, çünkü hayatımızdaki en büyük değişimi tam dört yıl önce başlattık. Neleri bıraktık, bırakmak kolay oldu mu, bıraktıklarımızı arıyor muyuz… Aradığımız sadece orada kalmak zorunda olan gençlerimiz ve geniş ailemizden dostlar, arkadaşlar. Bir apartman dairesinde komşularla beraber yaşamayı, eksiklerimizin apartman hizmetlilerince yerine getirilmesini, korunaklı olduğuna yıllarca inandığımız o büyük şehir hayatını aramıyoruz. Değişimin ilk adımı buydu. Kendi işimizi kendimiz görmeye başlayınca ikinci adım da atılmış oldu. Bu …… günleri geçince daha çok şey değişecek gibi. Bunun ilk adımını da bahçedeki sebze tarhlarımızı büyüterek attık.Artık günün büyük kısmını bahçede geçirmeye çalışıyoruz. 

Güneş iyice ısıtmaya başladı. Eşofmanla çıktık bahçeye, sonra paçaları sıvadık, sonra kollarımızı  ve güneşe teslim olduk. Ara sıra geçen jandarmanın sireni ya da uzaklardan gelen bir traktör sesinden başka ses yoktu gün boyu. Sessizliğin sesine kuş cıvıltıları karışıyordu zaman zaman.

Akşam you tube sayesinde önce Kafka’nın Değişim romanından uyarlanan bir bale –tiyatro gösterisini, ardından “toc toc” takıntı adlı İspanyol komedisini izledik. Bazı sahneler tam da bugünlerde yaşadığımız temizlik hallerimize benziyordu. Umarım bizde de takıntı haline gelmez.

Hoş kalın, sağlıklı kalın.

 

26. Gün

Günaydın, günaydın.

Dün yaklaşık dört hafta sonra ilk kez arabayla Urla merkeze kadar gidip döndük.  Neredeyse arabadan çıkmadan eczaneye önceden sipariş verip on line ödediğimiz ilaç torbasını ve kargo şirketinden  yine ön ödemeli paketimizi alıp eve döndük. Tabii yine de eldivenli yine de maskeli ne olur ne olmaz…  Ne olur ne olmaz gelir gelmez üzerimizi dışarıda soyunup havalanmaya bıraktık. Eldiven ve maskeler itina ile paketlenip çöpü boyladı. El, yüz beyaz sabunla iyice yıkandı. Paketler balkonda kaldı. Sonra tek tek alkollü bezle silinip açıldı. Bu kez kapalı balkona alındılar. Bu günler geçtiğinde de alışkanlık haline gelebilir bu alışkanlıklar. Belki de iyi olabilir, zira bu virüsün uzun süre dünyamızı tehdit edebileceği söylentileri duyulmakta.

Sokaklarda gözle görülür bir boşluk vardı.Ancak bugün cuma ve ilçe pazarımız var. Bugünkü gözlemleri ve duyumları yarın paylaşırım artık.

Sevgi ve sağlıkla …EV DE KAL Türkiye

24.Gün

Günümüz aydın olsun dostlarım.

Dostlarım, arkadaşlarım, atölye katılımcılarım ile en son 11 Mart Çarşamba günü Kitap ile Sohbet Urla toplantımızda bir araya gelmiştik. Martı Kitap Kulübü kurucusu Yasemin Sungur’un da konuğumuz olacağını duyan herkes bizim bodruma doluşmuşlardı. Saymadım ama masa başına sığamamış sandalye koltuk ne varsa oturmuştuk. Dip dibe hatta. İşte o akşam ilan edildi ülkemizdeki ilk vak’a ve ardından  yasaklar yavaş yavaş gelmeye başladı. O günden sonra herkes biraz tedirgin olmuş, keşke bilseydik de sosyal mesafeyi korusaydık demiş olabilir. Çok şükür, evet çok şükür ki bildiğimiz kadar o gün gelenlerin hepsi sağlıklı. Bir gün öncesinde de Karantina Adası gezimiz vardı ve yirmi kişinin üzerinde bir araya gelip saatler geçirmiştik.  Uzunca bir süre için “hoşça kalın” demişiz meğer. Bu günlerin hızlıca akıp geçmesini dileyelim birlikte.

Dündeyim şimdi; Bu kez yazı gurubuyla evde buluştuk. Telaşa gerek yok tabii zoom. Kuşçular59 arkadaşlarımla yazdık, paylaştık, sohbet ettik. Derken bir fotoğraf takıldı gözüme telefonumdan; biz atölyelerimizde fotoğraf üzerine de yazarız efendim. Fotoğraf bir bebeğe aitti.Onu arkadaşlarıma gönderdim ve haydi yazalım bu bebek bize ne diyor dedim. Yazdık. Sonra sordular bu bebek kimin bebeği,nasıl geldi karşımıza? Hikayesi uzundu, pek anlatamadım. Ama Burcu kızım anlatmış meğer; dünkü çalışmamızdan habersizce, sızmış beynimin içlerine, okumuş ne varsa… O yazıya ulaşmak isterseniz Burcu Ertunç https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10163187335065175&id=580910174?sfnsn=scwspmo&extid=IF7uEsTTBKLghKXp  ve (instgr  aliyeburcuertunç)

Dünden bugüne geçtiğimde gözyaşlarım duramadı. Özlemi doldurdu içimi kızlarımın, Gülsüm’ün Toplu ailesinin ve de sevgili Cengiz Tünay eliyle ailemize katılan bir diğer kızımız Çiğdem’in. ( Onun hikayesi de bir başka güne)

Ruhum bırak yeter bugünlük diyor. Başka yazacak ne var ki, diziler, yemekler, meditasyona ısınmalar vs  vs…..

Sağlıkla sevgiyle kalınız.

22. Gün / yazı 9

Günaydın demeye geç kaldım bugün. Bugünden düne kısaca bir bakış yapalım ve azıcık ruh halimden söz edeyim isterim.

Yağmur vardı dün de bugün de devam ediyor. Toprak için muhteşem. Efendim, dün temizlik günümdü. Eşimle birlikte giriştik sabahtan. Kıtalar arası zoom planlanmasaydı çıkamayacaktık sanırım. Yardımsız altından kalkarız sandık ama, ıııh.  Ne yapalım olduğu kadar artık. Bir yandan bir gün önceden gelen ve balkonda bekletilen erzağın sterilize edilerek içeri alınması ve yerleştirilmesi, bunlar hayatımıza katılan yeni işler, diğer yandan aman egzersizlerimi kaçırmayayım, aman gelen mesajlara cevap vereyim. Neyse bu arada nasıl olduysa sıradaki kitaplardan ” T.Morrison/ Sevilen” okunup raflara geri döndü. Farklı işlenmiş bir konu ama insanı içine alıyor. Biraz ürkütücü olduğunu eklemeliyim. 8 Nisan Çarşamba Leyla Erbil’ in Kalan romanını konuşacağız Martı Kitap Urla’da. Şu kadını pek seviyorum nedense. Yaşasaydı keşke, gidip elini öpmek isterdim. En çok da özgürce yazmış olmasını ve o inanılmaz bilinç akışı tekniğini seviyorum. Bırak gitsin, kaygusuzca yaz. Ödül derdinde olma. Ne diyordum; Kalan romanını bir kez daha gözden geçirip almış olduğum notlara yenilerini de ekledikten sonra onu da masamda çarşambaya kadar dinlenmeye aldım.

Bugün günlerden pazar. Tatil olmalı bazılarına. Bazılarına hiç dur durak yok bu ara. Doktorlarımızı ve hastane çalışanlarının tümü dün gece rüyamdaydılar. Dün akşam dünya için topluca aynı saatte yapılan bir meditasyona katılmıştım. Sanırım o esnada gözümün önüne gelenlerden etkilenmişim. Dünya avuçlarımın içindeydi ve üzerinde beyaz önlüklü sayısız insan vardı irili ufaklı kadınlı erkekli. Atom karınca gibiydiler. Sabaha dek onlarla uğraştım. Yine onları ve kim bilir fark edemediğimiz ne gibi ihtiyaçları olabileceğini düşündüm durdum. Belki duymuşsunuzdur; İhtiyaç Haritası diye bir oluşum var. Ne çok düşünüyor, ne çok şeye vesile oluyorlar. http://www.ihtiyacharitası.org

Bugünlük bu kadar dostlarım. Kalın sağlıcakla.

 

 

 

19.gün …Yazı6

Günaydın diyeyim. Günümüz aydın olsun. Sabaha karşı beklenen yağmur geldi çok şükür!  Karanlık bir Urla sabahından dünün notlarıyla buradayım.

1 Nisandı ya dün hani şakalaşma günü; bütün gün yapılan yazılı ve sözlü şakalar şu mel’un virüs üzerineydi. Bir de !….. Neyse susayım. İnsan evde kalınca çenesi açılıyor. Ben de dünkü Sen de Yaz toplaşmamızda ilk 6 dk. sözcüğümüzü beklendiği gibi “Şaka” olarak belirledim. Başkası gelmedi aklıma. Yazdık arkadaşlarla şaka üzerine. Okuduk. İzin verirlerse daha sonra size de paylaşabilirim belki. Ekrandan dahi olsa alıştığımız şeyi yapmak birbirimizin yüzünü görebilmek, sesini duymak bile bir kazanç şu günlerde. Düşünün şimdi; (hoş gençler nereden bilecek) telefona santraller  aracılığıyla bağlandığımız zamanları. Alışveriş için bakkallar ve manavlardan başka bir olanağımız olmayan günleri. Durun haksızlık olmasın benim çocukluğumda M arabaları vardı. Haftanın belirli günlerinde mahallenin bir ucunda konuşlanır, kapılarını açar, satış yapardı. Sebze ve meyveler dışarıdaki kapağın üzerine dizilir, diğer ürünler içeride raflarda. Kasa da içerideydi tabii.Poşet mi… o da ne. Kese kağıdı ve ip filelere dolardı alışverişler.Şimdiki plastik ambalajlar yerine karton kutularda satılırdı meyveler. M. ve diğer alışveriş olanakları en alasından hizmetimizde şimdi. Hem de kılımızı kıpırdatmadan sanal sipariş sistemiyle. Gel gör ki sipariş verebilmek mümkün olsun. Efendim, teslim süresi 4 günden az değilse siparişimiz kabul görmüyor. Onlar da haklı da her saniye bilgisayar başında sipariş onaylatmak için beklemek de kolay olmuyor. Çok işimiz var ya evde! Mesela ben; (sanki her gün marketten alışveriş yapan biriymişim gibi, canım çikolata istedi hem de ay çekirdeği😜 ) 1km uzağımızdaki M. mağazasına  (yaş efendim yaş ) gidemediğim için tam beş gündür listem kayıtlı beklemedeydim. Tam ödeme sayfasına geliyordum, ekranda ” bölgenize 4 gün boyunca ulaşamayacağız, bu nedenle siparişinizi onaylamıyoruz” Neyse dün gece tam 00.02 de başardım. Teslim tarihi önümüzdeki pazar. Teşekkür ediyoruz yine de. Anlıyoruz durumu. Hizmet işi kolay değil. Reklam yaptın diyorsunuz. Yok canım, hiç işim olmaz.

M2

Bu sabah düne dair daha fazla bir şey yazasım yok, kısa keseceğim. Zira dünkü atölyede sevgili Zeynep Braggiotti’ nin “komşuluk” temalı öyküsüne yer açmak istiyorum. Şimdi koltuğunuza gömülün ve keyifle okumaya hazır olun.  Biz çok sevdik ve çok anlamlı bulduk. Keyiflendik. Nerede kaldı o  komşuluklar dedirtiyor insana. İzninle sevgili Zeynep…

Kapıyı çaldı. Bir demet gülü elinde değil de yüzünde taşıyan kadından bir limon istedi.Şimdi eve dönüyordu; elinde iki limon. 👌😍🌹🌹🌹👍

Hoş kalalım, sağlıkla!

 

 

 

Evde 16. gün

Günaydın dostlar,

Yazımın başlığı on altıncı gün olsa da benim evde on yedinci günüm. Şöyle ki; hep bir gün önce olan biteni, duygularımı, duyumları yazmaktayım.Çünkü sabah yazmak benim için neredeyse GÜNAYDIN demek. İstanbul’da  yaşarken edindiğim alışkanlık. Bir yandan “mutfakpenceremden” adlı yemek tarifleri paylaştığım sayfalara yazarken bir yandan da her sabah bir sözcük üzerine kronometre tutarak sadece altı dakika yazıyordum. İşte bu konu da çok derin. Bu altı dakika virüsü Yazı Evi günlerimde bulaştı bana.İyi ki de bulaşmış. Keşke her virüs böyle olsa… O gün bugün aklıma bir sözcük takılmaya görsün, hemen hesabını görmem gerekiyor. İki bin on altı yazında Urla’daki evimizin bir bölümünü atölye haline getirir getirmez bu virüsü çevremdekilere de hızla bulaştırdım.Ah bir bilseniz bu virüs nelere kadir… Konu uzun dedim ya…(Meraklısına uzun uzun anlatılır)

Geleyim 16. günde Urla Kuşçular 59 numarada neler yaşadığımıza. Meğer günlerden pazarmış. Pazar mı? Ben hangi günde kalmışım acaba?

Sabah rutinlerimize artık evde egzersiz de eklendi. Eşimle birlikte uygun bir müzik eşliğinde en fazla on beş dakika :)) süren kültür fizik hareketleriyle bedenimize saygı göstermeye çalışıyoruz. Şanslıyız; burada bir bahçemiz var ve ilçe merkezinden uzaktayız ve yasakları delip dışarı çıkabiliyoruz. (Eşim o zalim yaş sınırının üzerinde. Ben mi… Beni bırakın da üç beş gün daha genç hissedeyim kendimi.)

Sabah 11.00 sularında kızım Burcu’nun davetiyle on iki kadın ekranda buluştuk ve ” FARKINDAYIM”  sözcüğü üzerine kalemi defterden ayırmadan 6 dakika boyunca yazdık. Ne geldiyse…  Kalemi özgür bırakınca neler yazıyor, tahmin edemiyor insan. Sonra bazıları okuyarak paylaştı, bazıları hüzünlendi paylaşmak istemedi. Saygı duyduk.Haftaya yine buluşuruz belki.

Sonraki zaman diliminde kitaplarımla baş başaydım. Biraz ondan biraz diğerinden, hatırları kalmasın…. Ursula K.Leguın/ Mülksüzler. Bugünlere gönderme durumundan değil, sadece sırada olduğundan elimde. Neredeyse dört haftadır ilk yüz sayfada debelenmekteyim. Bu kadar çok isim olmasaymış hızlıca okurdum elbette ama gel gelelim şu isimler yok mu…Ama tek kitap değil ki okumakta olduğum. Toni Morrison’ dan Sevilen, her okuduğumda yeniden keyif aldığım Leyla Erbil’den Kalan( haftaya Martı Kitap Kulübü Urla’da konuşacağız, sizi de bekleriz. Moderatörümüz Zeynep Braggiotti her zaman  olduğu gibi) Ferit Edgü ustadan yine yeniden ve tekrar Yazmak Eylemi, bir arkadaşımın önerisiyle tanıştığım genç yazar Şermin Yaşar’dan Gelirken Ekmek Al( akıcı bir dil ve sürükleyen öyküler)  okuma köşemde. Sevilen akıyor, öyküleri tadına vara vara okuyorum. Yazmak Eylemi keyifli bir ders kitabı, her okuduğumda başka bir şey dikkatimi çekiyor. Bunlarla kalmıyor tabii okuma işi. Önceden yazı derslerimiz için seçmiş olduğum öyküleri yeniden okumak ve online olarak sürdürmeye çalıştığımız guruplara paylaşmak da bu süreç içinde.Sırada çok kitap var ama ilk gün de dediğim gibi …. günlerinde zaman daha az efendim.

ÇIN ÇIN ÇIN… Saat 15.30. Zoom başlıyor. Bu kez ailemizin kadınları ile buluşacaktık. Acele bir kazak değiştirirsin, boynuna bir eşarp, geç kaldım ya makyaj filan yok. Kardeşim ve kızları, ben ve kızlarım altı hatun toplaştık. Özlem giderildi desem yalan olur. O hala duruyor yerinde. Kardeşim ve ben aynı bahçedeyiz ama kızlar ve “Ama en az biz konuştuk, hep biz konuşalım, ben de herkesi özledim” diyen bir beş yaş ergeni Melisçik. İzmir İstanbul arası daha böyle çook buluşacağız gibi görünüyor.

Sonra yine okumak ve derken akşam oluverdi Yemeğimiz yoktu hazırda.Açtım buzdolabını geçtim karşısına.

Söyle bana kıymetlim sende ne var bu akşama?

Al sana koca bir kereviz ne yaparsan yap, birkaç sap da pırasa. 

Daha ne isterim ki; kerevizi büyüktü. Bir patates biraz da pırasa hepsini robotla incecik rendeledim. Tavama sadeyağ ve zeytinyağı koyduktan sonra bu sebze karışımını kaşıkla iyice yayarak börek gibi alt üst kızartarak pişirdim. Servisten önce üzerine kaşar rendeleyince yemek hazır oldu. Yanında pancar salatası ve öğlenden kalma çorba. Yetti de artmadı tabi.😜 Duydum efendim duydum fotoğraflarıyla paylaşırım bu yemeği. Belki mutfakpenceremden.com da vardır bile.

Günü İskoçya Kraliçesi Mary ile kapattık. Tarihin acımasızlığı uykumuzu kaçırmaya yetti.

Kalın sağlıcakla. Yarın buluşuruz.