24.Gün

Günümüz aydın olsun dostlarım.

Dostlarım, arkadaşlarım, atölye katılımcılarım ile en son 11 Mart Çarşamba günü Kitap ile Sohbet Urla toplantımızda bir araya gelmiştik. Martı Kitap Kulübü kurucusu Yasemin Sungur’un da konuğumuz olacağını duyan herkes bizim bodruma doluşmuşlardı. Saymadım ama masa başına sığamamış sandalye koltuk ne varsa oturmuştuk. Dip dibe hatta. İşte o akşam ilan edildi ülkemizdeki ilk vak’a ve ardından  yasaklar yavaş yavaş gelmeye başladı. O günden sonra herkes biraz tedirgin olmuş, keşke bilseydik de sosyal mesafeyi korusaydık demiş olabilir. Çok şükür, evet çok şükür ki bildiğimiz kadar o gün gelenlerin hepsi sağlıklı. Bir gün öncesinde de Karantina Adası gezimiz vardı ve yirmi kişinin üzerinde bir araya gelip saatler geçirmiştik.  Uzunca bir süre için “hoşça kalın” demişiz meğer. Bu günlerin hızlıca akıp geçmesini dileyelim birlikte.

Dündeyim şimdi; Bu kez yazı gurubuyla evde buluştuk. Telaşa gerek yok tabii zoom. Kuşçular59 arkadaşlarımla yazdık, paylaştık, sohbet ettik. Derken bir fotoğraf takıldı gözüme telefonumdan; biz atölyelerimizde fotoğraf üzerine de yazarız efendim. Fotoğraf bir bebeğe aitti.Onu arkadaşlarıma gönderdim ve haydi yazalım bu bebek bize ne diyor dedim. Yazdık. Sonra sordular bu bebek kimin bebeği,nasıl geldi karşımıza? Hikayesi uzundu, pek anlatamadım. Ama Burcu kızım anlatmış meğer; dünkü çalışmamızdan habersizce, sızmış beynimin içlerine, okumuş ne varsa… O yazıya ulaşmak isterseniz Burcu Ertunç https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10163187335065175&id=580910174?sfnsn=scwspmo&extid=IF7uEsTTBKLghKXp  ve (instgr  aliyeburcuertunç)

Dünden bugüne geçtiğimde gözyaşlarım duramadı. Özlemi doldurdu içimi kızlarımın, Gülsüm’ün Toplu ailesinin ve de sevgili Cengiz Tünay eliyle ailemize katılan bir diğer kızımız Çiğdem’in. ( Onun hikayesi de bir başka güne)

Ruhum bırak yeter bugünlük diyor. Başka yazacak ne var ki, diziler, yemekler, meditasyona ısınmalar vs  vs…..

Sağlıkla sevgiyle kalınız.

23.Gün

enginar

Tünaydın herkese… Geç kaldım yine.Bu sabah kalkar kalkmaz geçemedim başına arkadaşımın. Hafta başı, işler güçler🤣😜Bilmiyorum neden ama öyle oldu.

Dünden devam edeceğim. Dünden başlayarak  sabah egzersizlerine bir de nefes çalışması ekledik/ ekledim demek daha doğru olur. Nefes çalışmasından kaytarmak niyetinde bizimki.  Dün mutfakta oyalandım epeyce. Bitot alışverişlerimden gelen sebzeler ilgimi bekliyordular. İlgilendim onlarla. Kıymetliler çok; hele bu zaman da… Ancak sevgili Nihan’ın  şimdilik ayıklanmadan gönderdiği enginarlarıyla uzun süre bakıştık. Biraz da konuştuk. Sonunda orta yolu bulduk. En dış yaprakları koparttım, sapları da başka bir yemek için ayırdıktan sonra boyuna ortadan ikiye ayırdım ve içindeki o morumsu yapraklarla tüyleri ayıkladım. Zor olmadı. Bol limonlu suya yatırdım ve zeytinyağlı enginar dolması yapmaya giriştim.  https://mutfakpenceremden.com/2011/03/30/zeytinyagli-enginar-dolmasi-girit-usulu/

Enginar seviyorsanız ve de şu ara bizim gibi ilaçsız enginara ulaşma şansınız varsa hiç durmayın deneyin derim.(ınst.enginarciftligi_urla) Yine reklam oldu ne yapayım?

Mutfaktan hızlıca çıkıp sevgili Zeynep Braggiotti’nin instagramda yazar Handan Gökçek ile yapacağı canlı sohbete yetiştim. Bir saat nasıl geçti anlamadım. Handan Gökçek’in öykülerini biliyor hatta atölyelerde kullanıyorum ama romanlarını henüz okumamıştım. Sıraya alacağım. Atölye deyince bugün zoom aracılıyla Bizim Bahçe gurubumuzla toplaşacağız , bu nedenle bugünlük benden bu kadar.

Sevgiyle kalınız.

21.Gün yazı 8

Günaydın… Günaydın… Günaydın siz, günaydın bize.

Her şerde bir hayır vardır, sözü içinde bulunduğumuz şu durumda kullanılacak bir söz olmasa gerek. Bunca ölüm, bunca hasta, bunca çaba, bunca korku varken. Hayır yok elbet, ancak evde kalmaktan dolayı dolaylı hayır elde edebilenlerimiz var. Of of! Cümleye geliniz. Kısaca evde olmanın yararlarından istifade etmek mümkün demek istemiştim. Sözü dolandıra dolandıra düne getirdim sonunda. Haftanın hangi gününde  olduğumuz için artık takvime baş vurduğumuz bir zamanı yaşamaktayız. (Ya da zaman diye bir kavram var mı ve aslında zaman nedir…) Sabah sabah zamanla derdim ne acaba? Konuya pat diye dalmak yerine adım adım yanaşmaya bahane efendim. Vasat bir güne eklenen son derece keyifli üç saatlik bir zoom buluşması dünden arta kalan.

Hiç abartmıyorum, inanın.  Şair, yazar Onur Caymaz tam üç saat ( saatin nasıl geçtiğini anlamadım) bir şiir okurcasına önümüze serdi Sabahattin Ali’yi. (Dikkat! A nın üzerinde işaret yok. A uzatılmayacak. Sevgili yazarımız bir kez daha hatırlattı.)

indir

Dünkü sohbet/ seminerin konusu “İçimizdeki Şeytan” Sabahattin Ali idi. Bir roman yazarının hayatının içinden ağır ağır yürüyerek hiç sıkılmadan geçtim.( kendi adıma konuşayım) Ne çok not almışım şaşırdım defterime bakınca.Ne çok bilmediğim şey varmış Sabahattin Ali hakkında; acılı bir hayatı olduğundan ve çok genç yaşta esrarengiz bir cinayete kurban gittiğini bilmekten başka. Sabahattin Ali’nin fotoğraflarına bakınca onun yüzünde hep bir muziplik görmüşümdür. Oldukça yakışıklı sayılan, tatlı tatlı gülümseyen bir komşu gibi samimi bir adam düşünmüşümdür. Dün yakından tanıştık kendisiyle. Daha fazla açıklama beklemeyiniz efendim. Onur Caymaz seminerlerine katılmak kolay. Akademi Nar’ ı takip etmeniz yeterli.

Düne dair sadece “İçimizdeki Şeytan” kalmış demek ki, başkaca bir şey yazamadım.

Sağlıkla sevgiyle kalınız.

 

19.gün …Yazı6

Günaydın diyeyim. Günümüz aydın olsun. Sabaha karşı beklenen yağmur geldi çok şükür!  Karanlık bir Urla sabahından dünün notlarıyla buradayım.

1 Nisandı ya dün hani şakalaşma günü; bütün gün yapılan yazılı ve sözlü şakalar şu mel’un virüs üzerineydi. Bir de !….. Neyse susayım. İnsan evde kalınca çenesi açılıyor. Ben de dünkü Sen de Yaz toplaşmamızda ilk 6 dk. sözcüğümüzü beklendiği gibi “Şaka” olarak belirledim. Başkası gelmedi aklıma. Yazdık arkadaşlarla şaka üzerine. Okuduk. İzin verirlerse daha sonra size de paylaşabilirim belki. Ekrandan dahi olsa alıştığımız şeyi yapmak birbirimizin yüzünü görebilmek, sesini duymak bile bir kazanç şu günlerde. Düşünün şimdi; (hoş gençler nereden bilecek) telefona santraller  aracılığıyla bağlandığımız zamanları. Alışveriş için bakkallar ve manavlardan başka bir olanağımız olmayan günleri. Durun haksızlık olmasın benim çocukluğumda M arabaları vardı. Haftanın belirli günlerinde mahallenin bir ucunda konuşlanır, kapılarını açar, satış yapardı. Sebze ve meyveler dışarıdaki kapağın üzerine dizilir, diğer ürünler içeride raflarda. Kasa da içerideydi tabii.Poşet mi… o da ne. Kese kağıdı ve ip filelere dolardı alışverişler.Şimdiki plastik ambalajlar yerine karton kutularda satılırdı meyveler. M. ve diğer alışveriş olanakları en alasından hizmetimizde şimdi. Hem de kılımızı kıpırdatmadan sanal sipariş sistemiyle. Gel gör ki sipariş verebilmek mümkün olsun. Efendim, teslim süresi 4 günden az değilse siparişimiz kabul görmüyor. Onlar da haklı da her saniye bilgisayar başında sipariş onaylatmak için beklemek de kolay olmuyor. Çok işimiz var ya evde! Mesela ben; (sanki her gün marketten alışveriş yapan biriymişim gibi, canım çikolata istedi hem de ay çekirdeği😜 ) 1km uzağımızdaki M. mağazasına  (yaş efendim yaş ) gidemediğim için tam beş gündür listem kayıtlı beklemedeydim. Tam ödeme sayfasına geliyordum, ekranda ” bölgenize 4 gün boyunca ulaşamayacağız, bu nedenle siparişinizi onaylamıyoruz” Neyse dün gece tam 00.02 de başardım. Teslim tarihi önümüzdeki pazar. Teşekkür ediyoruz yine de. Anlıyoruz durumu. Hizmet işi kolay değil. Reklam yaptın diyorsunuz. Yok canım, hiç işim olmaz.

M2

Bu sabah düne dair daha fazla bir şey yazasım yok, kısa keseceğim. Zira dünkü atölyede sevgili Zeynep Braggiotti’ nin “komşuluk” temalı öyküsüne yer açmak istiyorum. Şimdi koltuğunuza gömülün ve keyifle okumaya hazır olun.  Biz çok sevdik ve çok anlamlı bulduk. Keyiflendik. Nerede kaldı o  komşuluklar dedirtiyor insana. İzninle sevgili Zeynep…

Kapıyı çaldı. Bir demet gülü elinde değil de yüzünde taşıyan kadından bir limon istedi.Şimdi eve dönüyordu; elinde iki limon. 👌😍🌹🌹🌹👍

Hoş kalalım, sağlıkla!

 

 

 

Evde 18. gün

Urla Kuşçular’dan bol güneşli günaydınlar…

Nisan ayı bizim gibi bahçeleri olanların fideleme ve hatta yöreye göre fideleri toprakla buluşturma zamanı. Her yıl bu dönem tohumlarımı uçan dostlardan en çok da Kuşçular’ın rüzgarından korumak için büyük çaba sarf ederim. Ancak bu yıl tam düşündüğüm gibi bir fideleme sistemine kavuştum. Buraya yerleşeli beri balkonlarımızın birini kış bahçesi haline getirme arzumuz nihayet gerçekleşti.(Sağ olsun kardeşimin eşinin marangozluk hobisi sayesinde)  Üç hafta önce saksılara yerleştirdiğim tohumların durumunu görüyorsunuz. Bunlar sadece bir kısmı. Şu boy atmış olanlar sakız kabağı fidesi. İlk tohumlarını buraya yerleştiğimiz yıl sevgili Şadan Güvenir ( Sevgi Ana Çiftliği) vermiş ve bana kabak tohumlarını çoğaltmamı tembihlemişti. Onun kadar başarılı olamadım belki ama bir miktar kabak elde edebildik. Her yıl yeni bir şey öğreniyoruz. Çok sık ekim yapmıştım bugüne kadar ve sonunda bitkiler birbirini boğar olmuştu. Bu yıl ekeceğimiz bahçe kısmını  genişleteceğiz ve az da olsa daha sağlıklı ürün almaya çalışacağız.  Kendi yazlık ürünümüzün tümünü karşılamamız mümkün değil. İşte orada imdadımıza temiz gıda toplulukları yetişiyor. Yereldeki  üreticileri destekliyor, onların ürünlerini satın alıyoruz. Dün sözünü ettiğim BİTOT ( batı İzmir topluluk destekli tarım) burada devreye giriyor işte.

Evet, evde 18. günde benim yüzümü boy atmış fidelerim güldürdü. 18.günde  zoom yapmaya bir gün için ara verdik. Okumaya ve yazmaya daha fazla zaman ayırabildim.

Bakalım 19. gün nelere gebe…

19. gün Nisan 1. Şaka yapma günü.Şimdi biri çıksa da son 2 ay hiç  yaşanmadı, bunların hepsi şakaydı dese… 

Evde 16. gün

Günaydın dostlar,

Yazımın başlığı on altıncı gün olsa da benim evde on yedinci günüm. Şöyle ki; hep bir gün önce olan biteni, duygularımı, duyumları yazmaktayım.Çünkü sabah yazmak benim için neredeyse GÜNAYDIN demek. İstanbul’da  yaşarken edindiğim alışkanlık. Bir yandan “mutfakpenceremden” adlı yemek tarifleri paylaştığım sayfalara yazarken bir yandan da her sabah bir sözcük üzerine kronometre tutarak sadece altı dakika yazıyordum. İşte bu konu da çok derin. Bu altı dakika virüsü Yazı Evi günlerimde bulaştı bana.İyi ki de bulaşmış. Keşke her virüs böyle olsa… O gün bugün aklıma bir sözcük takılmaya görsün, hemen hesabını görmem gerekiyor. İki bin on altı yazında Urla’daki evimizin bir bölümünü atölye haline getirir getirmez bu virüsü çevremdekilere de hızla bulaştırdım.Ah bir bilseniz bu virüs nelere kadir… Konu uzun dedim ya…(Meraklısına uzun uzun anlatılır)

Geleyim 16. günde Urla Kuşçular 59 numarada neler yaşadığımıza. Meğer günlerden pazarmış. Pazar mı? Ben hangi günde kalmışım acaba?

Sabah rutinlerimize artık evde egzersiz de eklendi. Eşimle birlikte uygun bir müzik eşliğinde en fazla on beş dakika :)) süren kültür fizik hareketleriyle bedenimize saygı göstermeye çalışıyoruz. Şanslıyız; burada bir bahçemiz var ve ilçe merkezinden uzaktayız ve yasakları delip dışarı çıkabiliyoruz. (Eşim o zalim yaş sınırının üzerinde. Ben mi… Beni bırakın da üç beş gün daha genç hissedeyim kendimi.)

Sabah 11.00 sularında kızım Burcu’nun davetiyle on iki kadın ekranda buluştuk ve ” FARKINDAYIM”  sözcüğü üzerine kalemi defterden ayırmadan 6 dakika boyunca yazdık. Ne geldiyse…  Kalemi özgür bırakınca neler yazıyor, tahmin edemiyor insan. Sonra bazıları okuyarak paylaştı, bazıları hüzünlendi paylaşmak istemedi. Saygı duyduk.Haftaya yine buluşuruz belki.

Sonraki zaman diliminde kitaplarımla baş başaydım. Biraz ondan biraz diğerinden, hatırları kalmasın…. Ursula K.Leguın/ Mülksüzler. Bugünlere gönderme durumundan değil, sadece sırada olduğundan elimde. Neredeyse dört haftadır ilk yüz sayfada debelenmekteyim. Bu kadar çok isim olmasaymış hızlıca okurdum elbette ama gel gelelim şu isimler yok mu…Ama tek kitap değil ki okumakta olduğum. Toni Morrison’ dan Sevilen, her okuduğumda yeniden keyif aldığım Leyla Erbil’den Kalan( haftaya Martı Kitap Kulübü Urla’da konuşacağız, sizi de bekleriz. Moderatörümüz Zeynep Braggiotti her zaman  olduğu gibi) Ferit Edgü ustadan yine yeniden ve tekrar Yazmak Eylemi, bir arkadaşımın önerisiyle tanıştığım genç yazar Şermin Yaşar’dan Gelirken Ekmek Al( akıcı bir dil ve sürükleyen öyküler)  okuma köşemde. Sevilen akıyor, öyküleri tadına vara vara okuyorum. Yazmak Eylemi keyifli bir ders kitabı, her okuduğumda başka bir şey dikkatimi çekiyor. Bunlarla kalmıyor tabii okuma işi. Önceden yazı derslerimiz için seçmiş olduğum öyküleri yeniden okumak ve online olarak sürdürmeye çalıştığımız guruplara paylaşmak da bu süreç içinde.Sırada çok kitap var ama ilk gün de dediğim gibi …. günlerinde zaman daha az efendim.

ÇIN ÇIN ÇIN… Saat 15.30. Zoom başlıyor. Bu kez ailemizin kadınları ile buluşacaktık. Acele bir kazak değiştirirsin, boynuna bir eşarp, geç kaldım ya makyaj filan yok. Kardeşim ve kızları, ben ve kızlarım altı hatun toplaştık. Özlem giderildi desem yalan olur. O hala duruyor yerinde. Kardeşim ve ben aynı bahçedeyiz ama kızlar ve “Ama en az biz konuştuk, hep biz konuşalım, ben de herkesi özledim” diyen bir beş yaş ergeni Melisçik. İzmir İstanbul arası daha böyle çook buluşacağız gibi görünüyor.

Sonra yine okumak ve derken akşam oluverdi Yemeğimiz yoktu hazırda.Açtım buzdolabını geçtim karşısına.

Söyle bana kıymetlim sende ne var bu akşama?

Al sana koca bir kereviz ne yaparsan yap, birkaç sap da pırasa. 

Daha ne isterim ki; kerevizi büyüktü. Bir patates biraz da pırasa hepsini robotla incecik rendeledim. Tavama sadeyağ ve zeytinyağı koyduktan sonra bu sebze karışımını kaşıkla iyice yayarak börek gibi alt üst kızartarak pişirdim. Servisten önce üzerine kaşar rendeleyince yemek hazır oldu. Yanında pancar salatası ve öğlenden kalma çorba. Yetti de artmadı tabi.😜 Duydum efendim duydum fotoğraflarıyla paylaşırım bu yemeği. Belki mutfakpenceremden.com da vardır bile.

Günü İskoçya Kraliçesi Mary ile kapattık. Tarihin acımasızlığı uykumuzu kaçırmaya yetti.

Kalın sağlıcakla. Yarın buluşuruz.