
Beni bilenler bilir; seyahatlerimi kaleme alıp paylaşan biri değilimdir. Ancak bu kez başka… Uzun zamandır hayalini kurduğum ancak hiç beklemediğim bir anda karşıma çıkan Fas turunu bir dakikada onayladım. Tur hakkında tek bildiğim hakkında epeydir olumlu şeyler duyduğum http://rehberle.com ile gidileceği ve henüz yüzyüze tanışmadığım tur sahibi Gökalp Saban ile eşi Elif Saban‘ın da bizimle birlikte olacağıydı.” Geliyorum ben de varım” dedim de, der demez başıma üşüştü sorular, düşünceler, endişeler, nasıl olacaklar… Bir başımayım, kimseyi tanımıyorum, keşke bir arkadaşım olsaydı, aaa eyvah eyvah! çölde de konaklanacakmış,ben börtü böcekten çok korkarım, vaz mı geçsem, yok canım niyeymiş bak çölde bile dört yıldızlı otel demişler, yok o yok bu. Günler yaklaştıkça üzerine bir de heyecan eklendi. Ama karar verdim bir kez, gideceğim. Ama zihnim susmuyor ki; acaba tura katılanların yaş ortalaması kaç, sen orta yaşı çoktan geçmiş sayılırsın, ya yalnız kalırsan ya oda arkadaşınla uyuşamazsan ya sıkılırsan vıdı vıdıladı durdu. Derken bir anda kaptım bir kavanoz kapattım dırdırcı zihnimi içine. Boşu boşuna dinlemişim onu. Daha hava limanında silindi tüm endişelerim. Sevgili Gökalp Saban ve tatlı eşi Elif’le tanıştığımız an gezinin çok iyi geçeceğine inanmıştım.
Yolculuğumuz Kasablanka’da başladı, başkent Rabat,Şafşavan( mavi şehir),Fes, İfrane Midelt ve Marzouga (Sahra Çölü) ardından Marakeş’de sonlandı,. Ancak dolu dolu sekiz gün süren Fas maceramızda gördüklerimizin tümünü burada anlatmam hele hele bütün fotoğraf ve videoları paylaşmam imkansız. Bence merak ediyorsanız rehberle.com web sayfasını ve ınstagram paylaşımlarını bir an önce izleyiniz.
Esasen niyetim Fas’ın bende bıraktığı izlerden söz etmek. Önce renkler, renkler… Sanırım en çok etkilendiğim şey renklerdi. Çöl sarısıyla birleşen açıklı koyulu toprak renklerinin sessizliğine tezat mavinin doyumsuz hercailiği, onca susuzluğa rağmen yaşatılmaya çalışılmış yeşiller. Kadınlı erkekli esmer tenleri süsleyen pembeler, sarılar, morlar, kırmızılar,cam göbekleri ve beyazın birlikteliği. Ardından pazar yerlerindeki karmaşa, sokak satıcıları, faytonlar ve kalabalık insan grupları, farklı giysileriyle ellerindeki bakır kaplarla su satan sucular , yılan oynatıcılar, bakır dövme ustaları, ve daha bir çok görsel şov.
En güzel ve en unutulmaz deneyimlerimi yine en korktuğum çölde yaşadım. Kim derdi ki ben bir devenin üzerinde kumlara bata çıka günbatımını yakalamaya gideceğim, kim derdi ki ertesi sabah henüz karanlıkta güneşin doğuşunu izlemeye bir bedeviye sarılarak çöl tepelerini aşacağım, güneşe selam meditasyonuna katılacağım. Deseler de inanmazdım ama yaşadım. Çölde bir vaha gibi oluşturulmuş çadır otelimizde gerçekten bir otel odasında aradığım bir çok şeyi bulmak büyük sürpriz oldu benim için. Duş ve tuvaleti içinde olan bu odaların her türlü ihtiyaç düşünülerek döşenmiş olması beni öyle rahatlatmış ki ne örümcek ne akrep dedikoduları benim deliksiz uyumamı engellemedi.
Bir meşrutiyet Fas. Bir kralı ve birden fazla sarayı var !!! Muhteşem güzel bahçeleri, tertemiz caddeleriyle tezat daracık sokakları, Arap ve Bedevi halkına karşılık oldukça yoğun bir yabancı nüfusu var. Trafik deseniz işte orada bi duralım. Trafik polislerinin olmadığı yerde trafik ışıkları geçersiz. Öncelik hep araçların. Geniş caddelerde karşıdan karşıya geçebilmek için cambazlık gerekiyor.
Çarşı pazar, alışveriş ve tabii ki yerel mutfak gezimizin olmazsa olmazlarındandı.Tajin denilen bir tür güveçte pişen zeytinli limonlu tavuk ve erikli tandır en gözde yemekleri. Oldukça fazla baharat kullanıyorlar. Yerel yemekleri herkesin damak zevkine uymasa da Fas’ta bazı uzak doğu ülkelerinde olduğu gibi aç kalmıyorsunuz. Bir kere ekmekleri çok lezzetli. Kahvaltıda zeytin, lor, bal gibi aradğınız herşeyi buluyorsunuz ama gelgelelim Türk çayı ve Türk kahvesi yok. Yeşil çay ve çok tatlı bir nane çayı içiyorlar. Fas mutfağı oldukça şekerli. Ülkede tuz eksik olduğundan mıdır ne sofralarda tuzluk bulunmuyor. Fas’a daha önce gitmiş olanlar bilirler “argan yağı”nın bolca üretildiği bir ülke. Turizmlerine büyük katkısı olan ve genellikle kadın işçilerin çalıştığı kooperatiflerde argan meyvesinin ( zeytingillerden)nasıl yağa dönüştüğünü izlemek mümkün. Gayet iyi Türkçe konuşan Faslı bir kadın tarafından bilgilendirilmek , binlerce yıl önce oluşmuş fosil tabakalarını görmek de etkilendiğim olaylar arasında. Bir de “agave” bitkisinin yapraklarından elde edilen iplikle dokunan kumaşları var ki inanılmaz. Alışverişten mümkün olduğu kadar uzak durduğum halde yaprağın ipliğe dönüşüşünü ve dokuma tezgahlarında nasl kumaş haline geldiğini görmekten o kadar etkilendim ki daha ilk gösterilen yatak örtüsünü satın aldım. Tabii ki burada da renkler ve renklerin uyumlu birlikteliği büyüleyiciydi. Daracık sokaklarda sergilenen _halı, kilim deri eşyalar, hediyelikler ve her çeşit giysi _hepsi çölün sarısına inat rengarenk, gözalıcı. Uzun otobüs yolculukları yaptıysak da her yolculuğun sonunda bir sürprizle karşılaşmak yolun uzunluğunu unutturuyordu. Etkisini uzun süre yaşayacağım şeylere Atlas Okyanusu kıyısındaki kumsalda çıplak ayakla yürürken “gelgit” olayını yaşamak, bir anda dizlerine kadar ıslanmak, martıların çığlıkları arasında denize girme cesaretini gösteren arkadaşları alkışlamak, “Game of thrones ” dizisinin çekildiği kaleye vuran dev dalgaları görmek, de dahil. Şehirleri çevreleyen kilometrelerce uzunluktaki duvarlar, kaleler, saraylar, camiler, türbeler, coğrafyalarına uygun düzenlenmiş yerleşim yerleri ve daha birçok şeyi uzun zaman zihnimden silemeyeceğim.
Şimdi masallar diyarından yuvaya döndükten sonra ” iyi ki bu farklı coğrafyayı ve geçmişten bugüne taşınmış tarihi eserleri görmeye gitmişim” diyorum. Evet,iyi ki…. Yaşamasaydım yazamazdım…






















